Tarihçe-i Hayat Birinci Kısım: İlk Hayatı

Ezcümle, fünûn-u hikmetten gelen zulümat-ı rûhiye rûhumu kainata boğduruyordu. Hangi cihete baktım, nur aradım; o meselelerde nur bulamadım, teneffüs edemedim. Ta, Kur’an-ı Hakimden gelen ve -1- cümlesiyle ders verilen Tevhid, gayet parlak bir nur olarak, bütün o zulümatı dağıttı; rahatla nefes aldım. Fakat nefis ve şeytan, ehl-i dalalet ve ehl-i felsefeden aldıkları derse istinad ederek, akıl ve kalbe hücum ettiler. Bu hücumdaki münazarat-ı nefsiye, lillahilhamd, kalbin muzafferiyetiyle neticelendi. Çok risalelerde kısmen o münazaralar yazılmış. Onlara iktifa edip, burada yalnız binde bir muzafferiyet-i kalbiyeyi göstermek için, binler bürhandan birtek bürhan beyan edeceğim. Ta ki, gençliğinde hikmet-i ecnebiye veya fünûn-u medeniye namı altındaki kısmen dalalet, kısmen malayaniyat meseleleriyle rûhunu kirletmiş, kalbini hasta etmiş, nefsini şımartmış bir kısım ihtiyarların rûhunda temizlik yapsın; Tevhid hakkında şeytan ve nefsin şerrinden kurtulsun. Şöyle ki:
Ulûm-u felsefiyenin vekaleti namına nefsim dedi ki: "Bu kainattaki eşyanın, tabiatıyla bu mevcudata müdahaleleri var. Herşey bir sebebe bakar. Meyveyi ağaçtan, hububatı topraktan istemeli. En cüz’î, en küçük birşeyi de Allah’tan istemek ve Allah’a yalvarmak ne demektir?"
O vakit, nûr-u Kur’an ile, sırr-ı Tevhid, şu gelecek sûrette inkişaf etti. Kalbim, o mütefelsif nefsime dedi: En cüz î ve en küçük şey, en büyük Şey gibi, doğrudan doğruya bütün kainat Halıkının kudretinden gelir ve hazinesinden çıkar. Başka sûrette olamaz. Esbab ise bir perdedir. Çünkü en ehemmiyetsiz ve en küçük zannettiğimiz mahlûklar, bazan sanat ve hilkat cihetinde en büyüğünden daha büyük olur. Sinek, tavuktan sanatça ileri geçmezse de, geri de kalmaz. Öyle ise, büyük küçük tefrik edilmeyecek; ya bütünü esbab-ı maddiyeye taksim edilecek, veyahut bütünü birden birtek Zata verilecektir. Birinci şık muhal olduğu gibi, bu şık vaciptir, zarûridir. Çünkü birtek Zata, yani, bir Kadîr-i Ezelîye verilse, madem bütün mevcudatın intizamat ve hikmetleriyle vücudu kati tahakkuk eden ilmi herşeyi ihata ediyor; ve madem ilminde herşeyin miktan taayyün ediyor; ve madem, bilmüşahede, her vakit hiçten, nihayetsiz suhûletle, nihayetsiz sanatlı masnûlar vücuda geliyor; ve madem o Kadir-i Alîmin, bir kibrit çakar gibi, emr-i -2- ile, hangi şey olursa olsun îcad edebildiğini, hadsiz kuvvetli deliller ile, çok risalelerde beyan ettiğimiz ve husûsan Yirminci Mektup ve Yirmi Üçüncü Lem’anın ahirinde ispat

1 Ondan başka ilah yoktur. (Haşir Sûresi: 22, 23; Bakara Suresi: 255; v.d.)

2 "Ol!" der, oluverir. (Yasin Sûresi: 82.)