Tarihçe-i Hayat Birinci Kısım: İlk Hayatı

bahsi oldu. O dedi ki: ’Ben şimdi, rafizî bir kürdü, salih bir Türk hocasına tercih ederim.’ Ben de, ’Eyvah!’ dedim. `Ne kadar bozulmuşsun?’ Bir hafta çalıştım, onu kurtardım, eski hakîkatli hamiyete çevirdim.
"İşte ey mebuslar! O talebenin evvelki hali, Türk milletine ne kadar lüzûmu var; ikinci hali ne kadar vatan menfaatine uygun olmadığını fikrinize havale ediyorum. Demek, farz-ı muhal olarak, siz başka yerde dünyayı dîne tercih edip, siyasetçe dîne ehemmiyet vermeseniz de, herhalde Şark vilayetlerinde din tedrisatına azamî ehemmiyet vermeniz lazım."
Bu hakîkatli maruzat üzerine, muhalifler dışarı çıkıp, yüz altmış üç mebus o kararı imza ederler.
Bediüzzaman, küçük yaşında iken tasavvur ettiği ve hayatını o yolda feda etmeye azmettiği ve hayatının bir gayesi ve neticesi olarak kabul ettiği alem-i İslamda büyük bir intibah ve inkişaf emeliyle Ankara’ya gelmişti. Daha meşrûtiyetin îlanından evvel, İstanbul’a gelmeden, Şarkî Anadolu’da, yüzlerce ehl-i ilim ve erbab-ı fazîlet kimselerle mübaheseleri ve İstanbul’da birdenbire meydana çıkarak, ulemayı hayrete sevk etmesi ve ehl-i siyaseti telaşa düşürmesi, rûhunda büyük bir İslamî inkılabın müessisi halinin mevcud olduğunu gösteriyordu. Ve kendisi, daha eskiden rûhunda bu vazifenin mes’uliyetini, hem şevk ve sürûrunu hissetmişti.
Hürriyetin îlanını müteakip, gazetelerde meşrûtiyeti Şeriata hadim yapmakla, Anadolu ve alem-i İslam kıt’asında büyük bir saadetin zuhuruna vesîle olunacak ümidiyle neşrettiği makaleler ve muhtelif içtimalardaki nutukları, hep bu mezkûr niyet ve tasavvurunun neticesi idi. El-Hutbetü’ş-Şamiye, Sünûhat ve Lemeat gibi bazı eserlerinde de görüldüğü gibi, "Şu istikbal zulümatı ve inkılapları içerisinde en gür ve en muhteşem sada, Kur’an’ın sadası olacaktır!" diye beyanatı vardı.
Abbasileri müteakiben, alem-i İslam içinde İslamî idareyi ele alan Türklerin bin senelik muazzam idaresinden ve hilafet sürmelerinden sonra, bütün dünyayı dehşete veren bir harb-i umûmi meydana gelmiş, Osmanlı Devleti inkıraz bulmuş, İslamın ebedî düşmanları, merkez-i hükûmeti istila ederek, Müslümanlığın mahvolduğu kanaatine varmışlardı. İşte, Bediüzzaman, İlahî kudretin tecellîsiyle ve ihsanıyla, böyle en elzem bir vakitte, dîne revaç verebilecek bir teşekkülün zuhuru dolayısıyla ve kendisi de beraber çalışmak ümidiyle Ankara’ya gelmişti. Avn-i İlahî ve mu’cize-i Peygamberî ile düşman taarruzlarını defeden ve milletin idaresinin başına geçen yeni hükûmet-i Cumhuriyede, doğrudan doğruya Kur’an’a istinad eden ve alem-i İslamın vahdetini nokta-i istinad yapacak ve İslamiyetin hakîkatinde mevcud kuvve-i ulviye ile maddî ve manevî medeniyeti meydana getirecek bir niyet ve gayeyi bulundurmak ve aşılamak üzere Mecliste çalışıyordu. Fakat, pek kuvvetli manîler karşısına çıktı.