Tarihçe-i Hayat Birinci Kısım: İlk Hayatı

bildiği bütün geçmişlerini ve rûhen nokta-i istinad telakkî ettiği selef-i salihînin cadde-i nûranîlerini terk edip, heveskarane, hevaperestane, riyakarane, şöhretperverane, bid’akarane işlerde ve harekatta bulunsa, manen bütün ehl-i hakîkat ve ehl-i îmanın nazarında en alçak mevkie düşer. -1- sırrına göre, ehl-i îman ne kadar amî ve cahil de olsa, aklı derk etmediği halde, kalbi öyle hodfürûş adamları soğuk görür; manen nefret eder.
"İşte, hubb-u caha meftun ve şöhretperestliğe müptela adam (ikinci adam), hadsiz bir cemaatin nazarında esfel-i safilîne düşer, ehemmiyetsiz ve müstehzî ve hezeyancı bazı serserilerin nazarında muvakkat ve menhus mevkî kazanır; -2- sırrına göre, dünyada zarar, berzahta azap, ahirette düşman bazı yalancı dostları bulur.
"Birinci sûretteki adam, faraza, hubb-u cahı kalbinden çıkarmazsa, fakat ihlas ve rıza-i İlahiyi esas tutmak ve hubb-u cahı hedef ittihaz etmemek şartıyla bir nevî meşrû makam-ı manevî, hem muhteşem bir makam kazanır ki, o hubb-u cah damarını tamamıyla tatmin eder. Bu adam, az, hem pek az ve ehemmiyetsiz birşey kaybeder; ona mukabil, çok, hem pekçok kıymettar, zararsız şeyleri bulur. Belki birkaç yılanı kendinden kaçırır; ona bedel, çok mübarek mahlûkları arkadaş bulur, onlarla ünsiyet eder. Veya ısırıcı yabanî eşek arılarını kaçırıp, mübarek rahmet şerbetçileri olan arıları kendine celb eder. Onların ellerinden bal yer gibi öyle dostlar bulur ki, daima dualarıyla Ab-ı Kevser gibi feyizler, alem-i İslamın etrafında onun rûhuna içirilir ve defter-i a’maline geçirilir."
M. Kemal Paşa, îtiraz ile içindeki niyet ve halet-i rûhiyesini ifade ile, Bediüzzaman’ı kendine çekmek ve nüfûzundan istifade etmek ister. Ve Bediüzzaman’a mebusluk, hem Darü’l-Hikmetteki eski vazifesini, hem Şarkta Şeyh Sünûsi’nin yerine vaiz-i umûmî, hem bir köşk tahsisi gibi teklifler yapar.
Bediüzzaman, rivayetlerde gelen eşhas-ı ahirzamana ait haberlerin mühim bir kısmını ve hürriyetten evvel İstanbul’da tevilini söylediği hadîslerin ihbar ettiği ahirzamanın dehşetli şahıslarının alem-i İslam ve insaniyette zuhur ettiğini görür. Ve yine, gelen rivayetlerden, onlara karşı çıkacak ve mukabele edecek olan hizbü’i-Kur’an hakkında, "O zamana yetiştiğiniz zaman, siyaset canibiyle onlara galebe edilmez; ancak manevî kılınç hükmünde i’caz-ı Kur’an’ın nurlarıyla mukabele edilebilir" tavsiyesine müracaatla, Ankara’da teşrik-i mesai edemeyeceği için, kendisine tevdî edilmek istenen mebusluk, Darü’l-Hikmeti’l-İslamiye gibi

1 Mü’minin ferasetinden korkun. Çünkü, o, Allah’ın nûruyla bakar. (Hadis Keşfü’l-Hafa,1:42.)

2 Allah’a karşı gelmekten sakınanlar dışında, o gün, dostlar birbirine düşmandır. (Zuhruf Suresi: 67.)