Tarihçe-i Hayat Dördüncü Kısım: Kastamonu Hayatı

hayat-ı siyasiyeyi ve bilhassa medeniyetin sefahet ve dalaletine ceza olarak gelen gadab-ı İlahînin bir cilvesi olan Harb-i Umûminin tarafgirane, damarları ve asabları tehyîc edip batın-ı kalbe kadar, hatta hakaik-ı îmaniyenin elmasları derecesine o zararlı, fanî arzuları yerleştirecek derecede, bu meş’um asır, öyle şırınga etmiş ve ediyor ve öyle aşılamış ve aşılıyor ki; Risale-i Nur dairesi haricinde bulunan bir kısını sathî, belki de bir kısım zaif velîler, o siyasî ve içtimaî hayatın rabıtaları sebebiyle hakaik-ı îmaniyenin hükmünü ikinci, üçüncü derecede bırakıp, o cereyanların hükmüne tabî olarak, hemfikri olan münafıkları sever, kendine muhalif olan ehl-i hakîkati, belki ehl-i velayeti tenkit ve adavet eder, hatta hissiyat-ı dîniyeyi o cereyanlara tabî yaparlar.
İşte bu asrın bu acîb tehlikesine karşı Risale-i Nur’un hizmet ve meşgalesi, şimdiki siyaseti ve cereyanlarını o derece nazarımdan ıskat etmiş ki, bu Harb-i Umûmiyi bu dört ayda merak etmedim, sormadım.
Hem Risale-i Nur’un has talebeleri, bakî elmaslar hükmünde olan hakaik-ı îmaniyenin vazifesi içinde iken zalimlerin satranç oyunlarına bakmakla vazife-i kudsiyelerine fütur vermemek ve fıkirlerini onlar ile bulaştırmamak gerektir. Cenab-ı Hak, bize, nur ve nûranî vazife vermiş; onlara da, zulümlü zulümatlı oyunları vermiş. Onlar bizden istiğna edip yardım etmedikleri ve elimizdeki kudsî nurlara müşteri olmadıkları halde, biz onların karanlıklı oyunlarına, vazifemizin zararına, bakmaya tenezzül etmek hatadır. Bize ve merakımıza dairemiz içindeki ezvak-ı maneviye ve envar-ı îmaniye kafi ve vafidir.
Said Nursî


Bugünlerde Risale-i Nur’a sû-i kast edenlerin ve sizlere sıkıntı verenlerin, haklarında bana verdiği bir hiddet neticesinde bedduaya teşebbüs ettim. Birden Isparta’ya kıyamadım, beddua yerine, "Ya Rab! Isparta, Risale-i Nur’un bir Medresetü’z-Zehrasıdır. Oradaki fena memurları dahi ıslah eyle, hüsn-ü akıbet ver" diye dua eyledim ve ediyorum.
Said Nursî