Tarihçe-i Hayat Dördüncü Kısım: Kastamonu Hayatı

defa tebessüm ile güldüm. Ben ve hem Feyzi çok taaccüb ve hayret ettik. Otuz günde bir defa gülmeyenin, bir günde otuz defa gülmesi bizleri hayrette bıraktı. Şimdi anlaşıldı ki o sürur ve o sevinç, mezkûr manevî fermanı temsil eden masumların ve ümmîlerin kalemlerinin yazıları, nesl-i atînin sahaif-i hayatlarına alem-i İslamın sahîfe-i mukadderatına ve ehl-i îmanın istikbalinin defterlerine neşr-i envar edecek olan ve o masumların halis ve safì amelleri ve hizmetleriyle sahîfe-i a’malimize hasenatları yazılıp kaydedilmesinin ve Risale-i Nur şakirtlerinin mukadderatının mes’udane idamesinin haberini veren o daha gelmeyen hediyeden geliyordu. Benim, o azîm yekûnden hisseme düşen binden bir cüz’ü rûhen hissedilmiş; beni mesrurane heyecana getirmiş idi.
Evet, böyle yüzer masumların makbul amelleri ve reddedilmez duaları sair kardeşlerimin defterlerine geçmesi misillü, benim gibi bir günahkarın sahîfe-i a’maline dahi girmesi, binler sürur ve sevinç verir. Böyle karanlık bir zamanda, bu ağır şerait altında böyle masumane ve kahramanane çalışmak için, biz, hem o masumları ve o ümmîleri ve muallimlerini tebrik, hem peder ve validelerini tebrik, hem köylerini tebrik, hem memleketlerini, hem milletlerini, hem Anadolu’yu tebrik ederiz.
Mübarek masumların ve ümmîlerin herbirine birer husûsi teşekkürname ve tebrikname yazmak elimden gelseydi yazacaktım; öyle ise bu arzumu bilfiil yazılmış gibi kabul etsinler. Ben, onların isimlerini bir daire sûretinde yazacağım, dua vaktinde bakacağım. Hem onları Risale-i Nur’un has şakirtleri dairesine dahil edip, bütün manevî kazançlarıma hissedar edeceğim.
Benim tarafımdan onların peder ve validelerine veya akrabalarına ve üstadlarına selamlarımızı tebliğ ediniz. Cenab-ı Hak, onları ve evlatlarını dünyada ve ahirette mes’ud eylesin. Amin, amin, amin.
Said Nursî


Azîz kardeşlerim,
Hakaik-ı îmaniye, herşeyden evvel bu zamanda en birinci maksat olmak ve sair şeyler ikinci, üçüncü, dördüncü derecede kalmak ve Risale-i Nur’la onlara hizmet etmek en birinci vazife ve medar ve merak ve maksûd-u bizzat olmak lazım iken, şimdiki hal-i alem hayat-ı dünyeviyeyi, husûsan hayat-ı içtimaiyeyi ve bilhassa