fetret derecesinde din ve dîn-i Muhammedîye (a.s.m.) bir lakaydlık perdesi gelmiş ve madem ahirzamanda Hazret-i Îsa’nın (a.s.) dîn-i hakîkisi hükmedecek, İslamiyetle omuz omuza gelecek; elbette şimdi, fetret gibi karanlıkta kalan Hazret-i Îsa’ya (a.s.) mensup Hıristiyanların mazlumlarının çektikleri felaket, onlar hakkında bir nevî şehadettir, denilebilir. Husûsan ihtiyarlar ve musîbetzedeler, fakir ve zaifler, müstebit büyük zalimlerin cebir ve şiddetleri altında musîbet çekiyorlar. Elbette o musîbet onlar hakkında medeniyetin sefahetinden ve küfranından ve felsefenin dalaletinden ve küfründen gelen günahlara keffaret olmakla beraber; yüz derece onlara kardır diye hakîkatten haber aldım. Cenab-ı Erhamürrahimîne hadsiz şükrettim. Ve o elîm elemden ve şefkatten tesellî buldum.
Eğer o felaketi gören zalimler ise ve beşerin perişaniyetini ihzar eden gaddarlar ve kendi menfaati için insan alemine ateş veren hodgam, alçak insî şeytanlar ise, tam müstehak ve tam adalet-i Rabbaniyedir.
Eğer o felaketi çekenler mazlumların imdadına koşanlar ve istirahat-i beşeriye için ve esasat-ı dîniyeyi ve mukaddesat-ı semaviyeyi ve hukùk-u insaniyeyi muhafaza için mücadele edenler ise; elbette o fedakarlığın manevî ve uhrevî neticesi o kadar büyüktür, o musîbeti onlar hakkında medar-ı şeref.yapar, sevdirir.
Said Nursî
Azîz, sıddîk, mübarek kardeşlerim,
Üç gün evvel, aynen nurlu hediyeniz Kastamonu’ya geleceği anda rüyada görüyordum ki; terfi-i makam ve rütbe için, bizlere ferman-ı şahane manevî bir canibden geliyor. Kemal-i hürınetle ellerinde tutup, bize getiriyorlar. Biz baktık ki, o ferman-ı alî, Kur’an-ı Azîmüşşan olarak çıktı. O halde bu mana kalbe geldi: Demek Kur’an yüzünden Risale-i Nur’unşahs-ı manevîsi ve biz şakirtleri, bir terf ve terakki fermanını alem-i gaybdan alacağız.
Şimdi, tabiri ise: O fermanı temsil eden masumların kalemiyle manevî tefsir-i Kur’an’ı aldığımızdır. Bu rüyanın şimdiki tabiri çıkmadan bir-iki saat evvel Feyzi ile Emin’in gösterdikleri tabir dahi haktır ve ehemmiyetlidir.
Hem bu medar-ı sürur ve ferah olan hediye-i nûraniyeyi bir hiss-i kable’i-vukù ile benim rûhum tam hissetmiş, akla haber vermemiş idi ki; o gelmeden iki gün evvel, Feyzi ve Emin’ in fıkrasında beyan edilen, rüyayı gördüğüm gecenin gününde sabahtan akşama kadar ve ikinci günü de kısmen hiç görınediğim bir tarzda bir sevinç, bir sürur hissedip mütemadiyen bir bahane ile ferahımı izhar edip, otuz-kırk