Tarihçe-i Hayat Dördüncü Kısım: Kastamonu Hayatı

sukut etmezler; meğer, bütün bütün zahir-i Şeriata muhalif ve hatası zahir bir içtihad ile hareket edilmiş ola. Bu sırra binaen, ’deki ulüvv-ü cenab düsturuna ittibaen;ve avam-ı mü’minînin şeyhlerine karşı hüsn-ü zanlarını kırmamakla, îmanlarını sarsılmadan muhafaza etmek; ve Risale-i Nur’un erkanlarının, haksız îtirazlara karşı haklı, fakat zararlı hiddetlerinden kurtarmak lüzûmuna binaen; ve ehl-i ilhadın, iki taife-i ehl-i hakkın mabeynindeki husûmetten istifade ederek, birinin silahıyla, îtirazıyla ötekini cerh edip ve ötekinin delilleriyle berikini çürütüp, ikisini yere vurmak ve çürütmekten içtinaben; Risale-i Nur şakirtleri, bu mezkûr dört esasa binaen, muarızlara hiddet ve tehevvürle ve mukabele-i bilmisil ile karşılamamalı. Yalnız, kendilerini müdafaa için, musalahakarane, medar-ı îtiraz noktaları izah etmek ve cevap vermek gerektir. Çünkü, bu zamanda enaniyet çok ileri gitmiş. Herkes, kameti miktarında bir buz parçası olan enaniyetini eritmeyip, bozmuyor, kendini mazur biliyor; ondan niza çıkıyor. Ehl-i hak zarar eder; ehl-i dalalet istifade ediyor.
Malûm îtiraz hadisesi îma ediyor ki; ileride, meşrebini çok beğenen bazı zatlar ve hodgam bazı sofimeşrebler ve nefs-i emmaresini tam öldürmeyen ve hubb-u cah vartasından kurtulmayan bazı ehl-i irşad ve ehl-i hak, Risale-i Nur’a veşakirtlerine karşı, kendi meşreblerini ve mesleklerinin revacını ve etbadarının hüsn-ü teveccühlerini muhafaza niyetiyle, îtiraz edecekler; belki dehşetli mukabele etmek ihtimali var. Böyle hadiselerin vukuunda bizlere, îtidal-i dem ve sarsılmamak ve adavete girmemek ve o muarız taifenin de rüesalarını çürütmemek gerektir.
Faşetmek hatırıma gelmeyen bir sırrı, faş etmeye mecbur oldum. Şöyle ki:
Risale-i Nur’un şahs-ı manevîsi ve o şahs-ı manevîyi temsil eden has şakirtlerinin şahs-ı manevîsi "ferîd" makamına mazhar oldukları için, değil husûsi bir memleketin kutbu, belki ekseriyetle Hicaz’da bulunan kutb-u azamın tasarrufundan hariç olduğu gibi onun hükmü altına girmeye mecbur değil. Her zamanda bulunan iki imam gibi, onu tanımaya mecbur olmuyor. Ben, eskiden Risale-i Nur’un şahs-ı manevîsini, o imamlardan birisini zannediyordum. Şimdi anlıyorum ki; Gavs-ı Azam’da, kutbiyet ve gavsiyetle beraber, "ferdiyet" dahi bulunduğundan, ahirzamanda, şakirtlerinin bağlandığı Risale-i Nur, o ferdiyet makamının mazharıdır.
Bu gizlenmeye layık olan bu sırr-ı azîme binaen, Mekke-i Mükerremede dahi-farz-ı muhal olarak-Risale-i Nur’·un aleyhinde bir îtiraz, kutb-u azamdan dahi gelse; Risale-i Nur şakirtleri sarsılmayıp, o mübarek kutb-u azamın îtirazını

Öfkelerini yutanlar, insanları affedenler (Al-i İmran Sûresi:134.)