Tarihçe-i Hayat Dördüncü Kısım: Kastamonu Hayatı


Azîz, sıddîk kardeşlerim,
Ben, pek katî bir sûrette ve bine yakın tecrübelerim neticesinde katî kanaatim gelmiş ve ekser günlerde hissediyorum ki, Risale-i Nur’un hizmetinde bulunduğum günde, hizmetin derecesine göre kalbimde, bedenimde, dimağımda, maîşetimde bir inkişaf, inbisat, ferahlık, bereket görüyorum. Ve çokları îtiraf ediyor,
"Biz de hissediyoruz" derler. Hatta, size geçen sene yazdığım gibi, benim, pek az gıda ile yaşadığımın sırrı, o bereket imiş.
Hem madem İmam-ı Şafiî’den rivayet var ki; "Halis talebe-i ulûmun rızkına, ben kefalet edebilirim, " demiş; "çünkü rızıklarında vüs’at ve bereket olur." Madem hakîkat budur ve madem halis talebe-i ulûm ünvanına Risale-i Nur şakirtleri bu zamanda tam liyakat göstermişler; elbette şimdi yeni açlık ve kahta mukabil Risale-i Nur hizmetini bırakmak ve zarûret-i maîşet özrüyle, maışet peşine koşmak yerine en iyi çare, şükür ve kanaat ve Risale-i Nur talebeliğine tam sarılmaktır.
Said Nursî

. .. Risale-i Nur ve ondan tam ders alan şakirtleri, değil dünya siyasetlerine, belki bütün dünyaya karşı da Risale-i Nur’u alet edemez ve şimdiye kadar da etmemiş. Biz, ehl-i dünyanın dünyalarına karışmıyoruz... Bizden zarar tevehhüm etmek, dîvaneliktir.
Evvela: Kur’an, bizi siyasetten menetmiş; ta ki elmas gibi hakîkatleri, ehl-i dünya nazarında, cam parçalarına inmesin.
Saniyen: Şefkat, vicdan, hakîkat, bizi siyasetten menediyor. Çünkü tokada müstehak dinsiz münafıklar onda iki ise, onlarla müteallik yedi-sekiz masum, bîçare, çoluk-çocuk, zaif, hasta ve ihtiyarlar var. Bela, musîbet gelse, o masumlar o belaya düşecekler; belki, o iki münafık dinsiz daha az zarar görecek. Onun için siyaset yoluyla, idare ve asayişi ihlal tarzında, neticenin husûlü de meşkûk olduğu halde girmekten, Risale-i Nur’un mahiyetindeki şefkat, merhamet, hak ve hakîkat, şakirtlerini menediyor.

Allah’ın adıyla. Onu her türlü kusur ve noksandan tenzih ederiz.