Tarihçe-i Hayat İkinci Kısım: Barla Hayatı

Yazılan risaleleri etraf köylerden ve kazalardan gelenler, büyük bir merak ve iştiyakla alıp gidiyorlar ve el yazısıyla neşrediyorlardı.
Üstad Bediüzzaman, Kur’an’dan başka hiçbir kitaba müracaat etmeden ve telifat zamanında yanında hiçbir kitap bulunmadan Nur risalelerini telif etmiştir.
Merhum Mehmed Akif’in,
"Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhamı,
Asrın idrakine söyletmeliyiz İslamı. "
beytiyle ifade ettiği idealini tahakkuk ettirmek Bediüzzaman’a müyesser olmuştur. Risale-i Nur’un neşir keyfiyeti de tarihte hiçbir eserde görülmemiştir. Şöyle ki: Kur’an hattını muhafaza etmek hizmetiyle de muvazzaf olan Risale-i Nur’un, muhakkak Kur’an yazısıyla neşredilmesi lazımdı. Eski yazı yasak edilmiş ve matbaaları kaldırılmıştı. Bediüzzaman’ın parası, serveti yoktu; fakirdi, dünya metaıyla alakası yoktu. Risaleleri el ile yazarak çoğaltanlar da, ancak zarûri ihtiyaçlarını temin ediyorlardı. Risale-i Nur’u yazanlar, karakollara götürülüyor, işkence ve eziyetler yapılıyor, hapislere atılıyordu. Bediüzzaman aleyhinde hükûmet eliyle yaptırılan propaganda ve tazyiklerle her tarafa dehşetler saçılıyor; ahali, Hazret-i Üstada yaklaşmaya, ondan din, îman dersi almaya cesareti kalmayacak derecede evhamlandırılıyordu. Vaktiyle de din adamlarının, hakîkatperestlerin, sırf dindar oldukları için darağaçlarında can vermeleri, bir korku ve yılgınlık havası meydana getirmişti. Hüküm sürmekte olan eşedd-i zulüm ve istibdad-ı mutlak içinde, ehl-i diyanet sükût-u mutlaka mahkûm edilmişti. Ne dînin hakîkatlerinden bahseden hakîki bir risale neşrettiriliyor ve ne de o hakîkatler millete ders verdiriliyordu. Bu sûretle İslamiyet, ruhsuz bir cesed haline getirilmeye çalışılıyor, dîn-i İslamın mahiyeti ve esaslarını ders vermek, katiyen menediliyordu.
HAŞİYE
İşte, başlangıçta pek azgın olan bu dinsizlik devri, Risale-i Nur’un umûmiyet kesb eden neşriyatıyla yıkılmış; ehl-i îmanın manevî ve maddî-bilhassa manevî-hayatına tatbik edilen istibdat zincirleri parçalanmıştır. Risale-i Nur, dinsizliğin belini kırmış ve temel taşlarını tar ü mar etmiştir.
Evet, o zamanlar ki, dinsizliğin mukabil cephesinde Risale-i Nur şimşekler gibi parlamış ve Kur’an-ı Hakîm’in bu nûru bütün satvet ve şevkiyle zuhur ederek perde altında neşrolunmuştur.
Risale-i Nur’dan tahkîki îman dersi alan ve gittikçe ziyadeleşen Nur Talebelerinin îmanlan inkişaf etmiş, îmanî bir şehamet ve İslamî bir cesarete sahip olmuşlardır. Nasıl ki, cesur bir kumandan yüzlerce askere lisan-ı haliyle cesaret verir ve nokta-i istinad olursa; aynen öyle de Risale-i Nur şahs-ı manevîsinin mümessili olan Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri başta olarak, tahkîki îman dersleriyle îmanları kuvvetlenen yüz binlerce, şimdi milyonlarca Nur Talebeleri, ehl-i îmana bir nokta-i

HAŞİYE
Bütün o dinsizlik icraatını bugünkü dînî inkişafı hazmedemeyen gizli dinsizler yapıyordu.