Tarihçe-i Hayat İkinci Kısım: Barla Hayatı

münacatları okur, bunları tamam edince de yine Risale-i Nur’la meşgul olurdu. Gündüzleri ise, daima Risale-i Nur’un mütalaası ve tashihi ile meşgul olur; Risale-i Nur hizmetini herşeye tercih eder, Risale-i Nur’a ait yetişecek acele bir iş zamanında diğer meşguliyetlerini bırakır, evvela o işi tamamlardı.
Said Nursî, bahar mevsiminde menzilinin önündeki muhteşem çınar ağacının dalları arasındaki kulübeciğe çıkar, vazifesini orada îfa eder; Risale-i Nur’un hakîkatlerini, menba ve maden-i hakîkisi olan mele-i alada tafeyyüz ve temaşa ve tefekkür ederdi. Üstadın, gerek sırrına mazhar olan bu çınar ağacı ve gerekse çam dağlarındaki o çok ünsiyet ettiği ağaçların ve dağların başındaki tefekkür ve hissiyatını ifade edebilmek acaba mümkün müdür? Asla mümkün değildir. Cenab-ı Hak, kemal-i rahmetiyle bu ferd-i ferîdi, kemalat-ı insaniyenin bütün envaını camî bir istidatta yaratmış ve bu istidatların da azamî şekilde inkişafını irade etmiş ki; bu müstesna zatı, İslamiyet ağacının son asırlara uzanan ve binler dal budak salan Risale-i Nur şahs-ı manevîsi îtibarıyla bütün hakaikte "üstad-ı küll" hükmüne getirmiş ve topyekûn İslamiyet hakîkatlerinin bir aks-i nûrunu ve tecellîsini Risale-i Nur şahs-ı manevîsinde derc ederek, ehl-i hakîkat ve kemali hayretle baktırmış ve böylece, risalet-i Ahmediye ve hakîkat-i Muhammediyenin camî bir ayinesi olan Risale-i Nur ile Said Nursî, bir Said olarak çürümüş, erimiş; fakat manen bütün alem-i İslam olarak tevellüd etmiş, beka bulmuştur. Ve ta Kıyamete kadar Risale-i Nur bakî kalacak ve daima tekemmül edecektir. Hiç mümkün müdür ki; sinek kanadının îcadından lakayd kalmayan ve o kanadın zerrelerinde pekçok hikmet ve maslahatları takip eden Sani-i Zülcelal, Risale-i Nur ile onun telif edildiği menzillerle ve Nur müellifınin kudsî vazifelerini gördüğü yerlerle alakadar olmasın ve öyle kudsî hizmetlere hadim (hizmet eden) olan mekanlar ve dershane-i Nuriyeler ve şecere-i mübarek, rahmetin kast-ı tahsîsinden hariç kalsın? Katiyen mümkün değildir!
Said Nursî Hazretleri Barla’da iken, yaz aylarında bazan Çam Dağına çıkar, bir müddet yalnız olarak orada kalırdı. Bulundukları dağ hayli yüksekti. Barla dershane-i Nuriyesinin önündeki çınar ağacının tepesindeki kulübeciği gibi, Çam Dağının en yüksek tepesinde olan iki büyük ağaç üzerinde dershane-i Nuriye manasında birer menzili vardı. Bu çam ve katran ağaçlarının tepelerinde, Risale-i Nur’la meşgul oluyordu. Hem ekser zamanlar, Barla’dan, bu ormanlık havaliye gelip giderdi. Ve derdi ki: "Ben bu menzilleri, Yıldız Sarayına değişmem."
Şimdi sözü burada keserek, Üstadın Risale-i Nur’u telif ettiği mezkûr Çam Dağında ve Barla nahiyesindeki hayatına ve Risale-i Nur’un mahiyetine ait risale ve mektuplardan birkaçını aşağıya derc ediyoruz.
• • •

Mübarek ağaç. (Nur Sûresi: 35.)