yokluk içinde tükenmez bir varlığa kavuşmuştu. Çünkü o, alem-i İslam ve insaniyeti tenvir ve irşad edecek Kur’an’dan gelen îman hakîkatlerini telif ediyor ve aynı zamanda neşrediyordu. Bütün meşgalesini, telif etmekte olduğu eserlere hasretmişti. Birgün gelecek bu eserler Anadolu’ya yayılacak, alem-i İslam merkezlerine gidecek; ehl-i siyasetin nazar-ı dikkatini celb edecek ve o zaman, alem-i İslamın asırlardır bayraktarlığını yapmış bir millet içerisinde yerleştirilmek istenen dinsizlik, îmansızlık ideolojilerini parçalayacak, son asırların dalalet tağutlarının şahs-ı manevîsinden ibaret olan ehl-i küfür, ehl-i sefahet ve ehl-i dalalet cereyanlarının bu vatanı istilasına set çekecek, istikbal nesillerinin ebedî kurtuluş ve saadetini temine medar olacaktır.
İşte, o, tarihin en muazzam bir hadisesinin mebdeini izn-i İlahî ve tasarruf-u Rabbanî ile hazırladığı için böyle çok mukaddes bir manayı havî davanın hamili bulunduğu îtibarıyla dünyanın en mes’udu, zamanın en bahtiyarı idi. Giyinişinde, gayesinde, idealinde zerre kadar değişiklik ve tezellül olmamıştı; bilakis, hal-i alemin îtikadlarını düzeltecek, zulmeti izale edecek bir meş’ale-i hidayeti hamil idi. Vazifesi ve hizmeti, bütün insanların iki cihana ait saadet ve refahını tazammun ettiği için bir cehd ve azm içinde bulunuyordu.
Üstadın Barla’daki ikametgahı, iki odadan ibaret bir evdir. Esasen, müstakil bir evi ve yeryüzünde taht-ı tasarruf ve temellükünde bir karış yeri dahi yoktur. Barla’da sekiz sene müddetle ikamet ettiği ev, üç yüz elli milyon ehl-i İslamın merkezi hükmünde ilk dershane-i Nuriyesidir. Bu dershane-i Nuriyenin altında, daimî akan bir çeşme vardır ve önünde dershane-i Nuriyeye bitişik çok kalın ve üç sütun halinde semaya yükselen gayet muhteşem bir çınar ağacı vardır. Çınar ağacının dalları arasında bir kulübecik yapılmıştır. Burası, Hazret-i Üstadın bahar ve yaz mevsimlerindeki istirahati ve vazife-i tefekküriye ve ubûdiyeti için en münasip bir menzildir.
Üstadın sıddık hizmetkarları, talebeleri ve Barla ahalisi diyorlar ki: "Üstadı, geceleri, dershane-i Nuriyenin önündeki bir şecere-i mübareke olan çınar ağacının dalları arasında bulunan kulübecikte, sabahlara kadar tesbihat ile, ezkar ile terennüm eder görürdük. Hele bahar ve yaz mevsimlerinde bu muhteşem ağacın binlerce dalları arasında şevk ve cezbe içinde uçuşan kuşlar arasında Üstadın böyle sabahlara kadar çalışmasını görürdük de; ne zaman uyur, ne zaman kalkar, bilemezdik."
Üstad çok hasta olur, çok vakitleri de hastalık ve sıkıntı ile geçerdi. Pek az yer; o da bir parça çorba gibi mahdut birşeydi. Geceleri, Kur’an-ı Kerîm’den vird edindiği sûreleri ve Resûl-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselamın münacat-ı meşhûresi olan
"Cevşenü’i-Kebîr" namındaki münacatını ve Şah-ı Geylanî ve Şah-ı Nakşibend gibi eazım-ı evliyanın münacat ve hizblerini ve salavat-ı Nuriyeleri ve bilhassa Risale-i Nur’un menbaı olan "Hizbü’n-Nuriye"yi ve ayat-ı Kur’aniyenin lemeatı olan ve bir silsile-i tefekkür bulunan ve Yirmi Dokuzuncu Lem’ada cem edilen hizb ve