yükselmişlerdir. Hanımlar, sırf Allah rızasını tahsil için, safvet ve ihlasla, Risale-i Nur’daki parlak ve çok feyizli Kur’an nurlarına bağlanmış ve kalblerinde sönmez bir muhabbet ve sevgi besleyerek dünya ve ahirette bahtiyar olacak bir vaziyete kavuşmuşlardır. Risale-i Nur’un kıymet ve büyüklüğü, temiz kalblerine o kadar yerleşmiş ki, onu beraberce okuyup dinledikçe, içleri nurlarla, feyizlerle dolup taşmış, nûranî göz yaşları dökerek cûş u hurûşa gelmişlerdir.
Ne bahtiyardır o hanımlar ki, Risale-i Nur’un bu mukaddes îmanî hizmetinde çalıştıkları için, onlar daima hayırla yad edilecek, ahiretlerine nurlar gönderilecek, kabirleri Cennet-misal pürnur olacak ve ahirette de en yüksek mertebelere ulaşacaklardır, inşaallah. En başta Bediüzzaman Hazretlerinin dualarına dahil olmakla beraber, Nur Talebeleri mabeynindeki şirket-i maneviye sırrıyla defter-i hasenatlarına hayırlar kaydedilmektedir. Risale-i Nur’a samîmi alakaları, o fedakar hanımları, milyonlarca Nur Talebelerinin dualarına nail etmektedir. Risale-i Nur’ları okuyup okutmakla büyük manevî kazançlara, yüksek derecelere erişmektedirler. İnşaallah, ekserî hanımların böyle olmasını, rahmet-i İlahîden kuvvetle îtikad ve ümit ve niyaz ediyoruz.
Basîretli Nur naşirleri, otuz beş sene evvel Risale-i Nur’daki yüksek hakîkatleri görmüş, o kudsî dersleri almış ve o zamandan beri ihlas ve sadakatle gizli din düşmanlarına göğüs germiştir. Nur kahramanlarının haneleri müteaddit defalar arandığı ve kendileri defalarca hapislere atılarak orada şiddetli azaplar ve sıkıntılar çektirildiği halde, elmas kalemleriyle Risale-i Nur’un bu kadar senedir naşirliğini yapmışlardır. İstedikleri takdirde dünya nîmetleri kendilerine yar olduğu halde, her türlü şahsî, dünyevî rütbelerden, varlıklardan feragatla, ömürlerini Risale-i Nur’un hizmetine vakfetmişlerdir.
"Acaba, Risale-i Nur şakirtlerindeki bu cehd ve kuvvetin, bu feragat ve fedakarlığın ve bu derece sebat ve sadakatin sebebi nedir?" diye bir sual sorulursa, bu sualin cevabı muhakkak ki şu olacaktır:
"Risale-i Nur’daki cerh edilmez yüksek hakîkatler, îman hizmetinin yalnız ve yalnız rıza-i İlahî için yapılması ve Bediüzzaman Hazretlerinin azamî ihlasıdır."
Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, Barla’da sekiz sene kadar kalmıştır. Ekserî zamanlarını kırlarda, bağ ve bahçelerde geçiriyordu. İki-üç saat kadar uzaklıktaki tenha dağlara veya bağlara çekilir, Nur risalelerini telif eder; bir taraftan da telif ettiği risaleler Isparta ve havalisinde el yazısıyla istinsah edilip kendisine gönderildiğinde, bunları tashih ederdi. Bir gün içinde hem tashihat yapar, hem gidip gelme dört-beş saat süren yerlere yaya olarak gider, hem aynı günün üç-dört saatini telifata hasreder ve hem de çok zaman yemeğini kendisi hazırlardı. O zamanlarda kırk yerde, risaleler, Risale-i Nur’a müştak ilk talebeler tarafından el yazısıyla çoğaltılıyordu. Üstad bu kitapları sırtına yüklenir; dağ, bağ veya kırlara kadar gider, orada tashihini yapar, evine gelirdi. Nefye mahkûm edilerek, zamanın en dehşetli zulmüne maruz bırakılmış ve kimse ile görüşmesine müsaade edilmemişti. Fakat o, bu