Tarihçe-i Hayat İkinci Kısım: Barla Hayatı

Benim Rabb-i Rahîmim, beni Kur’an’ın hizmetinde ziyade istihdam etmek ve Sözler namiyle, envar-ı Kur’aniyeyi bana fazla yazdırmak için, dağdağasız bir sûrette beni şu gurbette bırakıp, bir büyük merhamete çevirdi. Hem, ehl-i dünya, dünyalarına karışabilecek bütün nüfuzlu ve kuvvetli rüesaları ve şeyhleri, kasabalarda ve şehirlerde bırakıp akrabalarıyla beraber herkesle görüşmeye izin verdikleri halde, beni zulmen tecrid etti, bir köye gönderdi. Hiç akraba ve hemşehrilerimi, bir iki tanesi müstesna olmak üzere, yanıma gelmeye izin vermedi. Benim Halık-ı Rahîmim, o tecridi, benim hakkımda bir azîm rahmete çevirdi. Zihnimi safì bırakıp, gıll ü gıştan azade olarak Kur’an-ı Hakîmin Feyzini, olduğu gibi almaya vesîle etti. Hem, ehl-i dünya, bidayette iki sene zarfında iki adi mektup yazdığımı çok gördü. Hatta şimdi bile on veya yirmi günde veya bir ayda bir iki misafirin sırf ahiret için yanıma gelmesini hoş görmediler, bana zulmettiler. Benim Rabb-i Rahîmim ve Halık-ı Hakîmim, o zulmü bana merhamete çevirdi ki, doksan sene manevî bir ömrü kazandıracak şu şuhûr-u selasede, beni bir halvet-i mergûbeye ve bir uzlet-i makbûleye koymaya çevirdi. işte hal ve istirahatim böyle.
İkinci Sualiniz: Neden vesîka almak için müracaat etmiyorsun?
Elcevap: Şu meselede ben kaderin mahkûmuyum, ehl-i dünyanın mahkûmu değilim. Kadere müracaat ediyorum. Ne vakit izin verirse, rızkımı buradan ne vakit keserse, o vakit giderim. Şu mananın hakîkati şudur ki:
Başa gelen her işte iki sebep var: biri zahirî, diğeri hakîki. Ehl-i dünya zahirî bir sebep oldu, beni buraya getirdi. Kader-i İlahî ise, sebeb-i hakîkidir; beni bu inzivaya mahkûm etti.
Sebeb-i zahirî zulmetti; sebeb-i hakîki ise adalet etti. Zahirisi şöyle düşündü: "Şu adam, ziyadesiyle ilme ve dîne hizmet eder, belki dünyamıza karışır" ihtimaliyle beni nefyedip üç cihetle katmerli bir zulüm etti. Kader-i İlahî ise benim için gördü ki, hakkıyla ve ihlasla ilme ve dîne hizmet edemiyorum. Beni bu nefye mahkûm etti. Onların bu katmerli zulmünü muzaaf bir rahmete çevirdi. Madem ki nefyimde kader hakimdir ve o kader adildir; ona müracaat ederim. Zahirî sebep ise, zaten bahane nevinden birşeyleri var. Demek onlara müracaat manasızdır. Eğer onların elinde bir hak veya kuvvetli bir esbab bulunsaydı, o vakit onlara karşı da müracaat olunurdu.
Başlarını yesin, dünyalarını tamamen bıraktığım ve ayaklarına dolaşsın, siyasetlerini büs bütün terk ettiğim halde düşündükleri bahaneler, evhamlar, elbette asılsız olduğundan, onlara müracaatla o evhamlara bir hakîkat vermek istemiyorum. Eğer uçları ecnebî elinde olan dünya siyasetine karışmak için bir iştiham olsaydı, değil sekiz sene, belki sekiz saat kalmayacak, tereşşuh edecekti, kendini gösterecekti. Halbuki, sekiz senedir birtek gazete okumak arzum olmadı ve okumadım.

Her hal için Allah’a hamd olsun. (Feyzül-Kadir,1:368, hadis no: 662.)