Tarihçe-i Hayat İkinci Kısım: Barla Hayatı

Üçüncü Sebep: Sözler hakkında, tevazu sûretinde demiyorum, belki bir hakîkati beyan etmek için derim ki: Sözlerdeki hakaik ve kemalat, benim değil Kur’an’ındır ve Kur’an’dan tereşşuh etmiştir. Hatta Onuncu Söz, yüzer ayat-ı Kur’aniyeden süzülmüş bazı katarattır; sair risaleler dahi umûmen öyledir. Madem ben öyle biliyorum ve madem ben fanîyim, gideceğim; elbette bakî olacak birşey ve bir eser, benimle bağlanmamak gerektir ve bağlanmamalı. Ve madem ehl-i dalalet ve tuğyan, işlerine gelmeyen bir eseri, eser sahibini çürütmekle eseri çürütmek adetleridir; elbette sema-i Kur’an’ın yıldızlarıyla bağlanan risaleler, benim gibi çok îtirazata ve tenkidata medar olabilen ve sukut edebilen çürük bir direk ile bağlanmamalı. Hem madem örf-i nasda, bir eserdeki mezaya, o eserin masdarı ve menba-ı zannettikleri müellifinin etvarında aranılıyor ve bu örfe göre, o hakaik-ı aliyeyi ve o cevahir-i galiyeyi kendim gibi bir müflise ve onların binde birini kendinde gösteremeyen şahsiyetime mal etmek hakîkate karşı büyük bir haksızlık olduğu için, risaleler kendi malım değil, Kur’an’ın malı olarak, Kur’an’ın reşehat-ı meziyatına mazhar olduklarını izhar etmeye mecburum. Evet, lezzetli üzüm salkımlarının hasiyetleri, kuru çubuğunda aranılmaz. İşte ben de öyle bir kuru çubuk hükmündeyim.
Dördüncü Sebep: Bazan tevazu, küfran-ı nîmeti istilzam ediyor, belki küfran-ı nîmet olur. Bazan da tahdîs-i nîmet, iftihar olur. İkisi de zarardır. Bunun çare-i yeganesi ki; ne küfran-ı nîmet çıksın, ne de iftihar olsun; meziyet ve kemalatları ikrar edip, fakat temellük etmeyerek, Mün’im-i Hakîkinin eser-i in’amı olarak göstermektir.
Mesela, nasıl ki murassa ve müzeyyen bir elbise-i fahireyi biri sana giydirse ve onunla çok güzelleşsen; halk sana dese: "Maşaallah çok güzelsin, çok güzelleştin." Eğer sen tevazûkarane desen: "Haşa! Ben neyim, hiç. Bu nedir; nerede güzellik?" O vakit küfran-ı nîmet olur ve hulleyi sana giydiren mahir sanatkara karşı hürmetsizlik olur. Eğer müftehirane desen: "Evet ben çok güzelim, benim gibi güzel nerede var? Benim gibi birini gösteriniz." O vakit, mağrurane bir fahirdir. İşte, fahirden, küfrandan kurtulmak için demeli ki: "Evet ben güzelleştim; fakat güzellik libasındır ve dolayısıyla libası bana giydirenindir, benim değildir."
İşte bunun gibi, ben de sesim yetişse bütün küre-i arza bağırarak derim ki:
"Sözler güzeldirler, hakîkattirler; fakat benim değildirler; Kur’an-ı Kerîmin hakaikından telemmû etmiş şualardır."
düsturuyla derim ki:

Yani Hazret-i Muhammed’i sözlerimle methedemedim. Aksine, ondan bahsetmekle sözlerimi güzelleştirdim. Sözlerimi methetmiş oldum.