Tarihçe-i Hayat İkinci Kısım: Barla Hayatı

fütuhattaki inayatı, benim gibi bir bîçareye veremezsiniz! Elbette, böyle mübarek bir cemaatte, tevafukat-ı gaybiyeden daha ziyade kuvvetli bir işaret-i gaybiye var; ve ben görüyorum, fakat herkese ve umûma gösteremiyorum.
· ÜÇÜNCÜ İŞARET: Risale-i Nur eczaları, bütün mühim hakaik-ı îmaniye ve Kur’aniyeyi hatta en muannide karşı dahi parlak bir sûrette ispatı, çok kuvvetli bir işaret-i gaybiye ve bir inayet-i İlahiyedir. Çünkü, hakaik-ı îmaniye ve Kur’aniye içinde öyleleri var ki; en büyük bir dahî telakkî edilen İbni Sîna, fehminde aczini îtiraf etmiş, "Akıl buna yol bulamaz" demiş. Onuncu Söz risalesi, o zatın dehasıyla yetişemediği hakaikı, avamlara da, çocuklara da bildiriyor.
Hem mesela, sırr-ı kader ve cüz’-i ihtiyarînin halli için, koca Sa’d-ı Taftazanî gibi bir allame, kırk elli sahifede, meşhur Mukaddemat-ı İsna Aşer namıyla telvih nam kitabında ancak hallettiği ve ancak havassa bildirdiği aynı mesaili, kadere dair olan Yirmi Altıncı Sözde, İkinci Mebhasın iki sahifesinde tamamıyla hem herkese bildirecek bir tarzda beyanı, eser-i inayet olmazsa, nedir?
Hem, bütün ukùlü hayrette bırakan ve hiçbir felsefenin eliyle keşfedilemeyen ve sırr-ı hilkat-i alem ve tılsım-ı kainat denilen ve Kur’an-ı Azîmüşşanın i’cazıyla keşfedilen o tılsım-ı müşkülküşa ve o muamma-i hayretnüma, Yirmi Dördüncü Mektub ve Yirmi Dokuzuncu Sözün ahirindeki remizli nüktede ve Otuzuncu Sözün tahavvülat-ı zerratın altı adet hikmetinde keşfedilmiştir. Kainattaki faaliyet-i hayretnümanın tılsımını ve hilkat-i kainatın ve akıbetinin muammasını ve tahavvülat-ı zerrattaki harekatın sırr-ı hikmetini keşf ve beyan etmişlerdir; meydandadır, bakılabilir.
Hem, sırr-ı Ehadiyet ile, şeriksiz vahdet-i Rubûbiyeti; hem nihayetsiz kurbiyet-i İlahiye ile, nihayetsiz bu’diyetimiz olan hayretengîz hakîkatleri kemal-i vuzuh ile On Altıncı Söz ve Otuz İkinci Söz beyan ettikleri gibi, kudret-i İlahiyeye nisbeten zerrat ve seyyarat müsavi olduğunu ve haşr-i azamda umum zîrûhun ihyası, bir nefsin ihyası kadar o kudrete kolay olduğunu ve şirkin hilkat-i kainatta müdahalesi imtina derecesinde akıldan uzak olduğunu kemal-i vuzuh ile gösteren
Yirminci Mektubdaki kelimesi beyanında ve üç temsili havî onun zeyli, şu azîm sırr-ı Vahdeti keşfetmiştir. .
Hem hakaik-ı îmaniye ve Kur’aniyede öyle bir genişlik var ki, en büyük zeka-i beşerî ihata edemediği halde, benim gibi zihni müşevveş, vaziyeti perişan, müracaat edilecek kitap yokken, sıkıntılı ve süratle yazan bir adamda, o hakaikın ekseriyet-i mutlakası dekaikıyla zuhuru, doğrudan doğruya Kur’an-ı Hakîmin i’caz-ı manevîsinin eseri ve inayet-i Rabbaniyenin bir cilvesi ve kuvvetli bir işaret-i gaybiyedir.

O herşeye kadirdir. (Hûd Sûresi: 4; Rum Suresi: 50.)