Tarihçe-i Hayat İkinci Kısım: Barla Hayatı

Mahrem Bir Suale Cevaptır
[Şu sırr-ı inayet, eskiden mahremce yazılmış, On Dördüncü Sözün ahirine ilhak edilmişti. Her nasılsa ekser müstensihler unutup yazmamışlardı. Demek münasip ve layık mevkii burası imiş ki, gizli kalmış. ]

Benden sual ediyorsun: "Neden senin Kur’an’dan yazdığın Sözler’de bir kuvvet, bir te’sir var ki, müfeesirlerin ve ariflerin sözlerinde nadiren bulunur. Bazan bir satırda, bir sahife kadar kuvvet var; bir sahifede, bir kitab kadar te’sir bulunuyor?"
Elcevap: Şeref, i’caz-ı Kur’an’a ait olduğundan ve bana ait olmadığından, bilaperva derim:
Ekseriyet îtibarıyla öyledir. Çünkü, yazılan Sözler tasavvur değil, tasdiktir; teslim değil, îmandır; marifet değil, şehadettir, şuhuddur; taklit değil, tahkiktir; iltizam değil, iz’andır; tasavvuf değil, hakîkattır; dava değil, dava içinde bürhandır. Şu sırrın hikmeti budur ki:
Eski zamanda, esasat-ı îmaniye mahfuzdu; teslim kavî idi. Teferruatta, ariflerin marifetleri delilsiz de olsa, beyanatları makbul idi, kafi idi. Fakat, şu zamanda, dalalet-i fenniye, elini esasata ve erkana uzatmış olduğundan, her derde layık devayı ihsan eden Hakîm-i Rahîm olan Zat-ı Zülcelal, Kur’an-ı Kerîmin en parlak mazhar-ı i’cazından olan temsîlatından bir şûlesini, acz ve zaafıma, fakr ve ihtiyacıma merhameten, hizmet-i Kur’an’a ait yazılarıma ihsan etti. Felillahil hamd, sırr-ı temsil dürbünüyle, en uzak hakîkatler gayet yakın gösterildi; hem, sırr-ı temsil cihetü’l-vahdetiyle, en dağınık meseleler toplattırıldı; hem, sırr-ı temsil merdiveniyle, en yüksek hakaika kolaylıkla yetiştirildi; hem, sırr-ı temsil penceresiyle, hakaik-ı gaybiyeye, esasat-ı İslamiyeye şuhûda yakın bir yakîn-i îmaniye hasıl oldu. Akıl ile beraber vehim ve hayal, hatta nefis ve heva teslime mecbur olduğu gibi, şeytan dahi teslim-i silaha mecbur oldu.
Elhasıl: Yazılarımda ne kadar güzellik ve tesir bulunsa, ancak temsîlat-ı Kur’aniyenin lemeatındandır. Benim hissem, yalnız şiddet-i ihtiyacımla taleptir ve gayet aczimle tazarrûumdur. Dert benimdir; deva Kur’an’ındır.