Tarihçe-i Hayat İkinci Kısım: Barla Hayatı

(Yirmi Sekizinci Mektubdan)
Yedinci Meselenin Hatimesidir
Sekiz inayet-i İlahiye suretinde gelen işarat-ı gaybiyeye dair gelen veya gelmek ihtimali olan evhamı izale etmek ve bir sırr-ı azîm-i inayeti beyan etmeye dairdir.

Şu Hatime Dört Nüktedir.
· Birinci Nükte: Yirmi Sekizinci Mektubun Yedinci Meselesinde yedi sekiz küllî ve manevî inayat-ı İlahiyeden hissettiğimiz bir işaret-i gaybiyeyi, "Sekizinci İnayet" namiyle "tevafukat" tabiri altındaki "nakş"da o işaratın cilvesini gördüğümüzü iddia etmiştik. Ve iddia ediyoruz ki, bu yedi sekiz küllî inayatlar, o derece kuvvetli ve katîdirler ki, herbirisi tek başıyla o işarat-ı gaybiyeyi ispat eder. Farz-ı muhal olarak, bir kısmı zaif görülse, hatta inkar edilse, o işarat-ı gaybiyenin katiyetine halel vermez. O sekiz inayatı inkar edemeyen, o işaratı inkar edemez. Fakat, tabakat-ı nas muhtelif olduğu, hem kesretli tabaka olan tabaka-i avam, gözüne daha ziyade îtimat ettiği için, o sekiz inayatın içinde en kuvvetlisi değil, belki en zahirîsi tevafukat olduğundan, çendari ötekiler daha kuvvetli, fakat bu daha umumî olduğu için, ona gelen evhamı def etmek maksadıyla, bir muvazene nevinden, bir hakîkati beyan etmeye mecbur kaldım. Şöyle ki:
O zahirî inayet hakkında demiştik: Yazdığımız risalelerde, "Kur’an" kelimesi ve "Resûl-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselam" kelimesinde öyle bir derece tevafukat görünüyor, hiçbir şüphe bırakmıyor ki; bir kast ile tanzim edilip, muvazî bir vaziyet verilir. Kast ve irade ise, bizlerin olmadığına delilimiz, üç dört sene sonra muttalî olduğumuzdur. Öyle ise, bu kast ve irade, bir inayet eseri olarak gaybîdir. Sırf i’caz-ı Kur’an ve i’caz-ı Ahmediyeyi teyid sûretinde ve iki kelimede tevafuk sûretinde o garip vaziyet verilmiştir. Bu iki kelimenin mübarekiyeti, i’caz-ı Kur’an ve mu’cizat-ı Ahmediyeye bir hatem-i tasdik olmakla beraber; sair misil kelimeleri dahi, ekseriyet-i azîme ile tevafuka mazhar etmişler. Fakat, onlar birer sahifeye mahsus; şu iki kelime bir iki risalenin umûmunda ve ekser risalelerde görünüyor. Fakat, mükerrer demişiz: "Bu tevafukun aslı, sair kitaplarda da çok bulunabilir, amma kast ve irade-i aliyeyi gösterecek bu derece garabette değildir. Şimdi bu davamızı çürütmek kabil olmadığı halde, zahir nazarlarda çürümüş gibi görmekte, bir iki cihet olabilir:
Birisi: "Sizler düşünüp, böyle bir tevafuku rast getirmişsiniz," diyebilirler.
"Böyle birşey yapmak kast ile olsa, rahat ve kolay birşeydir."
Buna karşı deriz ki: Bir davada iki şahid-i sadık kafidir. Bu davamızdaki kast ve irademiz taallûk etmeyerek, üç dört sene sonra muttalî olduğumuza yüz şahid-i sadık bulunabilir. Bu münasebetle bir nokta söyleyeceğim. Bu keramet-i i’caziye,