Tarihçe-i Hayat Sekizinci Kısım: Isparta Hayatı

hissedemiyor. Meselâ, İslâmiyet milliyeti ile dört yüz milyon hakîki kardeşin hergün -1- duâ-i umûmisi ile mânevî yardım görmek yerine, ırkçılık dört yüz milyon mübârek kardeşleri, dört yüz serseriye ve lâubâlilere yalnız dünyevî ve pek cüz’î bir menfaati için terk ettiriyor. Bu tehlike, hem bu vatana, hem hükûmete, hem de dindar Demokratlara ve Türklere büyük bir tehlikedir; ve öyle yapanlar da hakîki Türk değillerdir. Necib Türkler böyle hatâdan çekinirler. Bu iki tâife herşeyden istifadeye çalışıp, dindar Demokratları devirmeye çalıştıkları ve çalıştırıldıkları meydandaki âsâr ile tahakkuk ediyor. Bu acîb tahribâta ve bu iki kuvvetli muârızlara karşı, kırk Sahâbe ile dünyanın kırk devletine karşı meydan-ı muârazaya çıkan ve galebe eden ve bin dört yüz sene zarfında ve her asırda üç yüz, dört yüz milyon şâkirdi bulunan hakîkat-i Kur’âniyenin sarsılmaz kuvvetine dayanmak ve onun içindeki dünyevî ve uhrevî saadet-i ebediyenin zevklerine o câzibedar hakîkatle beraber nokta-i istinad yapmak, o mezkûr muârızlarınıza ve hem dahil ve hariçteki düşmanlarınıza karşı en lâzım ve elzem ve zarûri bir çare-i yegânedir. Yoksa, o insafsız dahilî ve hâricî düşmanlarınız, sizin bir cinayetinizi binler yapıp ve eskilerin de cinayetlerini ilâve ederek, başkaların başına yükledikleri gibi, size de yükleyecekler. Hem size, hem vatana, hem millete telâfi edilmeyecek bir tehlike olur. "Cenâb-ı Hak sizleri Islâmiyet lehindeki hizmetlerinize muvaffak ve mezkûr tehlikelerden muhâfaza eylesin" diye, ben ve Nurcu kardeşlerimiz, yapacağınız hizmete ve mezkûr hakîkati kabul etmenize mukabil, duâ etmeye karar vereceğiz.
· Üçüncüsü: Islâmiyetin hayat-ı içtimâiyeye dâir bir kanun-u esâsîsi dahi bu -2- hadîs-i şerifin, hakîkatidir. Yani, hariçteki düşmanların tecâvüzlerine karşı, dahildeki adâveti unutmak ve tam tesânüd etmektir. Hattâ, en bedevî tâifeler dahi bu kanun-u esâsînin menfaatini anlamışlar ki, hariçte bir düşman çıktığı vakit, o tâife birbirinin babasını, kardeşini öldürdükleri halde, o dahildeki düşmanlığı unutup, hariçteki düşman def’ oluncaya kadar tesânüd ettikleri halde; binler teessüflerle deriz ki: Benlikten, hodfüruşluktan, gururdan ve gaddar siyasetten gelen dahildeki tarafgirâne fikriyle, kendi tarafına şeytan yardım etse rahmet okutacak, muhâlifine melek yardım etse lânet edecek gibi hâdisâtlar görünüyor. Hattâ, bir sâlih âlim, fikr-i siyasîsine muhâlif bir büyük sâlih âlimi tekfir derecesinde gıybet ettiği ve Islâmiyet aleyhinde bir zındığı onun fikrine uygun ve taraftar olduğu için harâretle senâ ettiğini gördüm. Ve şeytandan kaçar gibi otuz beş seneden beri siyaseti terk ettim.

1 Allahım, bütün mü’min erkek ve kadınları mağfiret eyle.

2 Mü’min mü’mine karşı bir binânın kenetlenmiş taşları gibidir. (Buhârî, Salat: 88; Müslim, Birr: 65.)