Tarihçe-i Hayat Sekizinci Kısım: Isparta Hayatı

Hem, emniyetin ve âsâyişin temel taşı yine bu kanun-u esâsîden geliyor. Meselâ, bir hânede veya bir gemide bir mâsum ile on câni bulunsa, hakîki adâletle ve emniyet ve âsâyiş düstur-u esâsîsi ile o mâsumu kurtarıp tehlikeye atmamak için, gemiye ve hâneye ilişmemek lâzım; tâ ki, mâsum çıkıncaya kadar.
İşte bu kanun-u esâsî-i Kur’ânî hükmünce, âsâyiş ve emniyet-i dahiliyeye ilişmek, on câni yüzünden doksan mâsumu tehlikeye atmak, gazab-ı Ilâhînin celbine vesîle olur. Mâdem Cenâb-ı Hak, bu tehlikeli zamanda bir kısım hakîki dindarların başa geçmesine yol açmış, Kur’ân-ı Hakîm’in bu kanun-u esâsîsini kendilerine bir nokta-i istinad ve onlara garazkârlık edenlere karşı siper yapmak lâzım geldiğini, zaman ihtar ediyor.
Islâmiyetin ikinci bir kanun-u esâsîsi şu hadîs-i şeriftir:
hakîkatiyle, memuriyet bir hizmetkârlıktır, bir hâkimiyet ve benlik için tahakkünı âleti değil. Bu zamanda terbiye-i Islâmiyenin noksaniyetiyle ve ubûdiyetin zaafiyetiyle, benlik, enâniyet kuvvet bulmuş. Memuriyeti hizmetkârlıktan çıkarıp, bir hakimiyet ve müstebidâne bir mertebe tarzına getirdiğinden, abdestsiz, kıblesiz namaz kılmak gibi, adâlet olmaz, esâsıyla da bozulur ve hukùk-u ibâd da zîr ü zeber olur. Hukùk-u ibâd, hukùkullah hükmüne geçmiyor ki hak olabilsin, belki nefsânî haksızlıklara vesîle olur.
Şimdi, Adnan Menderes gibi, "Islâmiyetin ve dînin icaplarını yerine getireceğiz" diye ve mezkûr iki kanun-u esâsîye karşı muhâlefet edip tam zıddına olarak iki dehşetli cereyan, gayet büyük rüşvet ile halkları aldatmak ve ecnebîlerin müdâhalesine yol açmak vaziyetinde hücum etmek ihtimâli kuvvetlidir.
Birisi: Birinci kanun-u esâsîye muhâlif olarak, bir câni yüzünden kırk mâsumu kesmiş, bir köyü de yakmış. Bu derece bir istibdâd-ı mutlak, her nefsin zevkine geçecek memuriyete bir hâkimiyet sûretinde rüşvet vererek, dindar hürriyetperverlere hücum ediliyor.
Ikinci hücum da, Islâmiyet milliyet-i kudsiyesini bırakıp-evvelkisi gibi-bir câni yüzünden yüz mâsumun hakkını çiğneyebilen, zâhiren bir milliyetçilik ve hakîkatte ırkçılık damarıyla, hem hürriyetperver dindar Demokratlara, hem bütün bu vatandaki yüzde yetmişi sâir unsurlardan bulunanlara, hem hükûmet aleyhine, hem bîçare Türkler aleyhine, hem Demokratın tâkip ettiği siyaset aleyhine çalışarak ve serseri ve enâniyetli nefislere gayet zevkli bir rüşvet olarak bir ırkçılık kardeşliği veriyor. O zevkli kardeşliğin içinde, o zevkli fâideden bin defa daha ziyâde hakîki kardeşleri düşmanlığa çevirmek gibi acîb tehlikeyi, o sarhoşluğu ile

Kavmin efendisi, onlara hizmet edendir. (Keşfü’l-Hafa,1:462, hadis no:1515.)