Tarihçe-i Hayat Sekizinci Kısım: Isparta Hayatı

ehl-i medrese vâkıf oluyorlar ki, eski zamanda medrese usûlü ile on beş senede elde edilebilen îmânî ve Islâmî netice bu zamanda, Risâle-i Nur’la on beş haftada elde edilebiliyor. Üstadımız buyuruyorlar ki: "Bir sene Risâle-i Nur derslerini anlayarak ve kabul ederek okuyan kimse, bu zamanın mühim ve hakîkatli bir âlimi olabilir. "
Risâle-i Nur, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimizin nûrânî meşrebini ve Sahabe-i Kirâmın âlî seciyesini beyân eden bir nur ve feyiz hazînesidir. Işte bu mezkûr vaziyet, bugünkü dünyaya tap taze, nûrânî bir hayat ve yep yeni bir veche vererek şu hakîkati gösteriyor ki; çoktandır birbirine muârız zannedilen ehl-i mekteple ehl-i medreseyi ve ehl-i tekyeyi, Risâle-i Nur, Tevhid ve telif ediyor. Hem de, muâraza halinde olan Şarkla Garbı barıştırıyor. Ittihâd-ı Islâmı meydana getirmek için çalışan ehl-i Islâma yegâne çarenin Risâle-i Nur olduğu mütehassıs zâtlar tarafından kabul ve tasdik edilmektedir. Hem, bugünkü dünyadaki ihtilâfları halledecek olan; aklen, fikren terakkî etmiş yirminci asır insanlarına hak ve hakîkati anlatabilecek yepyeni bir ilmî keşfiyâtı ve bir teceddüdü Amerika’da, Avrupa’da, husûsan Almanya’da taharrî eden cereyanlar meydana gelmiş; eğer idrak edebilirler ve görebilirlerse, işte Risâle-i Nur külliyatı. Nitekim bu hakîkatin idrâk edilmeye başlandığını gösteren emâreler bahtiyar Alman milleti içinde görülmektedir.
HAŞIYE
Eski zaman Garb feylesoflarının çözemedikleri ve yeni zaman feylesoflarının da, "Felsefe henüz bunu halledememiştir" dedikleri düğümler, Risâle-i Nur’da, Kur’ân’ın feyziyle keşf ve halledilerek, aklen ve mantıken ispat edilmiştir. Şarkın dâhî hükemâlarının kırk sahifede anlatmaya çalıştıkları müşküller, Risâle-i Nur’un bir sahifesinde vecîz bir şekilde ifade edilmiştir.
Bediüzzaman’ın 1935 senesinde îdam edilmek üzere verildiği Ağır Ceza Mahkemesindeki müdâfaâtından bir iki cümle: "Risâle-i Nur, sönmez, söndürülemez. Risâle-i Nur, söndürülmek için üflendikçe parlayan bir nurdur. Risâle-i Nur, tılsım-ı kâinatın muammâsını keşf ve halleden bir keşşaftır."
Hem, haşr-i cismânî meselesinde, hükemâdan Ibni Sînâ gibi meşhur bir dâhînin, "Haşir naklîdir, îman ederiz; akıl bu yolda gidemez" dediği bir hakîkat, Risâle-i Nur’da, hem umûmun istifade edebileceği emsâlsiz bir tarzda, Kur’an’ın feyziyle aklen ispat edilmiştir.
Dalâletâlûd Avrupa feylesoflarının ve sapkın talebelerinin bâzı müteşâbih âyât-ı Kerîme ve ehâdis-i şerîfenin zâhirî mânâlarını anlamayarak yaptıkları kasıtlı îtirazlara, Risâle-i Nur’da aklen, mantıken cevaplar verilerek, o âyetlerin ve o hadîslerin birer mu’cize oldukları ispat edilmiştir. Böylelikle de, bu zamanda fen ve felsefeden gelen dalâlet ve şüpheleri Risâle-i Nur kökünden kesmiştir. Risâle-i Nur bunu yaparken de müsbet bir usûl takip etmiştir.

HAŞİYE Avrupa’da Hıristiyanlar içinde birtek kasabada altmış beş adet sarıklı genç Nur Talebesinin çıkması, bunun bir nümûnesidir.