şiddetli zulüm ve dehşetli işkenceler yapılması ve on yedi defa zehir verilmesi, bir günde bir aylık azaplar çektirilmesi, kendisinin ve Risâle-i Nur külliyatının hakkaniyet ve sıdkına birer canlı mühür ve birer parlak delildir.
Meselâ, Hindistan’da sormuşlar: "Bediüzzaman nasıl bir kimsedir?" Cevaben denilmiş ki: "Hasta, garip, fakir, mazlum, hediye ve sadakaları kabul etmeyen ve hâlen de çekmekte olduğu o kadar zulümlere rağmen altınış senedir dâvâsından vazgeçmeyen bir ihtiyardır."
Onlar da, "Öyleyse o hakîkat söylüyor ve küfr-ü mutlaka, dinsizlere, zındıklara boyun eğmiyor, riyâkârlık etmiyor, dalkavukluk yapmıyor ve Kur’ân ve Islâmiyete tesirli ve küllî bir hizmet yapıyor ki, onlar da ona zulüm etmişler" demişler.
Üstadımız Bediüzzaman hakkında, takdirkâr ve fazîletperver zâtların takdirleri bir senâdan ibâret değildir, bir vâkıadır; fiiliyât ve icraatının belki yüzden birisini, kısaca âcizâne ve noksan bir tarzda nakletmektir. Hem bu mevzûda Risâle-i Nur talebelerinin takdirkâr makale, mektup ve fıkraları bir medih değildir; belki Üstadımızın dînî hizmetini hedef tutan, şahsına taarruz eden vicdansız ve insafsız din düşmanlarına karşı müsbet bir müdâfaadır.
HAŞIYE
Böyle olduğu halde, Üstadımız öyle zâtların ve Risâle-i Nur talebelerinin hakîkatli takdir ve beyânlarına karşı hiddetlenerek, çok defa da hatırlarını kırarak der ki: "Zaman, şahıs zamanı değil, şahs-ı mânevî zamanıdır. Risâle-i Nur’da Şahıs yok, şahs-ı mânevî var. Ben bir hiçim; Risâle-i Nur Kur’ân’ın malıdır, Kur’ân’dan süzülmüştür. şeref ve hüsün Kur’ân’ındır. şahsımla, Risâle-i Nur iltibas edilmiş; meziyet, Risâle-i Nur’a âittir. Risâle-i Nur’un neşrindeki hârika muvaffakıyet ise, Risâle-i Nur talebelerine âittir. Yalnczşu kadar var ki, şiddetli ihtiyacıma binâen, Cenâb-ı Hak Kur’ân-ı Hakîm’den bana ilâç ve tiryakları ihsan etti; ben de kaleme aldım. Her nasılsa, bu zamanda birinci tercümanlık vazifesi bana düşmüş. Ben de Risâle-i Nur’un talebesiyim. Bir risâleyi şimdiye kadar yüz defa okuduğum halde yine okumaya muhtaç oluyoruın. Ben sizlerin ders arkadaşınızım" der.
Bediüzzaman Said Nursî’nin cihanşümûl Kur’ân ve îman ve Islâmiyet hizmetindeki müstesnâ muvaffakıyet ve zaferinin ve Risâle-i Nur’daki kuvvetli tesirâtın
HAŞİYE
İns ve cin şeytanları ve dinsizlerin bir desîsesi de budur ki: Bâzan derler ve dertirler: "Üstadınız şahsına kıymet vermiyor; siz ise onun hakkında takdirkâr mektuplar yazıp, Üstadınızın rızâsına uygun hareket etmıyorsunuz." İşte onlar, Risâle-i Nur ve Üstadımızı İslâmiyet düşmanlarına karşı müsbet ve nezih bir tarzda müdâfaa etmekten menetmek için safdillik damarlarından istifade ile böyle bir fikir ve mugalâta ile Nur Talebelerini aldatmaya, iğfal etmeye çalışırlar. Evet Üstadımız Bediüzzaman, ihlâsının iktizâsı olarak şahsına kıymet vermeyebilir. Bu hal, Üstadımızdaki yüksek bir kemâlât ve â1î bir seciyenin timsâlidir. O, şahsına ne kadar kıymet vermiyorsa bizim onda milyarlar derece fazla kıymet ve ehemmiyeti görmemiz, basîret ve insâniyetin muktezâsıdır. Bir lûtf-u İlâhîdir. Zîrâ Risâle-i Nur gibi parlak bir tefsir-i Kur’ân olan şâheser, onun varlığından meydana gelmiş ve fışkırmıştır. Öyle bir eserin müellifiyle yalnız bugünkü âlem-i İslâm değil, yalnız asr-ı hâzır beşeriyeti değil, nesl-i âtîdeki milyarlar kimsenin hayat ve memât dâvâsı Risâle-i Nur’la alâkadardır.