Tarihçe-i Hayat Sekizinci Kısım: Isparta Hayatı

sırrı, kendisinin ihlâs-ı etemmi kazanmış olmasıdır. Yani, yalnız ve yalnız rızâ-i Ilâhîyi esas maksat edinmiştir. Bu hususta, "Mesdeğimizin esâsı, âzamî ihlâs ve terk-i enâniyettir. Ihlâslı bir dirhem amel, ihlâssız yüz batman amele müreccahtır. Insanların nıaddî mânevî hediyelerinden hürmet ve teveccüh-ü âmmeden, şöhretten şiddetle kaçıyorum" der. Ziyaretçi kabul etmemesinin bir hikmeti de bu sır olsa gerek. Hem ihlâsa verdiği gayet fazla ehemmiyet, yüz otuz parça eserinde yalnız Ihlâs Risâlesa’nin başına, "Lâakal her on beş günde bir defa okunmalıdır" kaydını koymasından da anlaşılıyor. Büyük Mahkeme Müdâfaâtı kitabında, "Risâle-i Nur, değil dünyaya, kâinata da âlet edilemez; gayemiz, rızâ-i Ilâhîdir" demiştir.
Işte bu sırr-ı ihlâstandır ki, Imâm-ı Gazâlî (r.a.) gibi en meşhur Islâm hükemâlarının eserlerini tetebbû eden muhakkik ve müdakkik bir ehl-i ilim diyor ki: "Risâle-i Nur’dan okuduğum bir sahifenin bana verdiği istifade, diğer eserlerin on sahifesinden daha fazladır." Felsefî eserlerle meşgul bir muallim, "Ben, bu kadar senedir ilmî ve felsefî eserlerle iştigal ettim. Risâle-i Nur kadar beni iknâ eden ve Garb eserlerinden ve felsefeden aldığım yaraları tedavi eden ve bu zamanın ihtiyacına tam cevap veren bir eseri görmedim. " Bir edebiyatçı, "Benim aklım nursuz, kalbim mü’mindi. Risâle-i Nur, hem aklımı, hem kalbimi tenvir ve nefsimi ilzam etti. Beni, Cehennemî bir azaptan kurtardı." Bir doktor, "Risâle-i Nur’dan istifadeye başladığım günü, hayata gözlerimi açtığım gün olarak biliyorum." Bahtiyar bir üniversiteli, "Üstadımıza ve Risâle-i Nur’a âit bir mektubu, Istanbul’un bir yerinden bir yerine götürmek gibi bir hizmeti, mebusluğa tercih ederim. " Otuz sene evvel, ihlâslı ve fazîletli ihtiyar bir ehl-i tasavvuf, Lütfü isminde bir genci göstererek, "Bu Nur Talebesi benden ileridir" demiştir ki, bunlar binler itiraflardan birer nümûnedir.
Yine bu azîm sırr-ı ihlâsa binâendir ki, Risâle-i Nur talebeleri, îman ve Islâmiyet hizmetinde ağır şartlar ve kayıtlar ve tahdidâtlar içinde muvaffak oluyorlar ve hayatlarını, Risâle-i Nur’a ve Üstadlarına vakfetmişler. Risâle-i Nur’u, sermâye-i ömür ve gaye-i hayat edinmişlerdir. Risâle-i Nur dâvâsı, rızâ-i Ilâhî dâvâsı olduğu içindir ki, hamiyet-i Islâmiyeye mâlik mümtaz avukatlar, Risâle-i Nur’un fahrî avukatı olmak ve dindar hakperest mücâhid muharrirler, dünyayı istilâ edecek Nurun îlânında hissedar olmak şeref ve nîmetine mazhar olmuşlardır. Risâle-i Nur’un neşriyat ve fütûhâtı ve tesirâtı, sessiz, büyük bir ihtişamla muhteşem bir bahar mevsiminde intişar eden mevcudât gibidir.
Işte ey Risâle-i Nur gibi hadsiz hamd ü senâlara şâyeste olan bir nîmet-i azîmeye nâil olan Nur kardeşlerimiz böyle bir dâhî-i âzamın, böyle bir mütefekkir-i ekberin, böyle bir müellif-i Islâmın ve ulûm-u evvelîn ve’i-âhirîne vâkıf böyle bir allâme-i asrın, böyle bir mücâhid-i ekberin, böyle bir sahib-i zühd ve takvânın, hakaik-ı îmâniyenin varlığında âdetâ tecessüm eden böyle bir abd-i küllînin, rızâ-i Ilâhîden başka hiçbir şeye iltifat etmeyen ve âzamî ihlâsın mazharı olan böyle bir tilmiz-i Kur’ân ve hâdim-i Islâmın ve "Bir ferdin îmânını kurtarmak için