Amma benim ihtiyatsızlığım ise; bu on üç senedir, imkan dairesinde ne kadar elimden gelmişse, hükûmetin nazar-ı dikkatini celb etmemek ve onunla uğraşmamak ve işlerine karışmamak için Isparta vilayetine malûm olan harika bir sûrette münzeviyane ve merdümgirîzane ve müşfikkarane ve siyasetten müçtenibane yaşadığımı bu memleket bilir.
Ey beni bu belaya sevk eden insafsızlar! Anlaşılıyor ki, asayiş aleyhinde hareket etmediğimden, benden kızdınız, hiddet ettiniz; asayişe düşmanlık damarıyla beni tevkif ettirdiniz. Evet, asayişi bozmak ve idareyi karıştırmak isteyenler, benim hakkımda hükûmeti iğfal ederek adliyeyi lüzûmsuz işgal edip beni tevkif ettirenlerdir. Onların hakkında değil yalnız biz, belki memleket namına başta müdde-i umûmi olarak, heyet-i hakimeye dava etmelidir.
Eğer denilse: "Sen vazifesizsin, milletin hürmetini kabul edip vazifedarlar gibi dînî ders veremezsin. Hem, dînî ders verecek resmî bir daire var; onun müsaadesi lazımdır. "
Elcevap: Evvela, benim matbaam ve katiplerim yoktur ki vazife-i neşri yapsın. Bizimki husûsidir. Husûsi işlere, husûsan îmanî ve vicdanî olsa, hürriyet-i vicdan düsturu, onun serbestiyetini temin eder.
Saniyen: Hükûmet-i İttihadiye, ittifaklarıyla Darü’l-Hikmeti’l-İslamiyede Avrupa’ya karşı hakaik-ı İslamiyeyi ispat edecek ve millete ders verecek bir vazife ile tavzif etmeleri ve Diyanet Riyasetinin Van’da beni vaiz tayin etmesi ve şimdiye kadar yüz risaleden ziyade eserlerim ulema ellerinde gezmesi ve tenkit edilmemesi ispat eder ki, millete ders vermeye hakkım var.
Salisen: Eğer kabir kapısı kapansaydı ve insan dünyada layemût kalsaydı, o vakit vazifeler yalnız askerî ve idarî ve resmî olurdu. Madem hergün laakal otuz bin şahit, cenazeleriyle el mevtü hakkun davasını imza ediyorlar; elbette dünyaya ait vazifelerden daha ehemmiyetli îmanî vazifeler var. İşte, Risale-i Nur o vazifeleri Kur’an’ın emriyle îfa ediyor. Madem Risale-i Nur amirinin, hakiminin kumandanı olan Kur’an, üç yüz elli milyona hükmedip talimat yaptırıyor ve hergün laakal beş defa beşten dördünün ellerini dergah-ı İlahiyeye açtırıyor ve bütün camilerde ve cemaatlerde, namazlarda, kudsî, semavî fermanlarını hürmetle okutturuyor; elbette onun hakîkî tefsiri ve o güneşin bir nûru ve onun bir memuru olan Risale-i Nur, o vazife-i îmaniyesini, biiznillah, sadmelere uğratmayarak görecektir. Öyle ise, ehl-i dünya ve ehl-i siyaset onunla mübareze değil, belki ondan istifade etmeye pekçok muhtaçtırlar. Evet, şu tılsım-ı kainatın muğlakını keşfeden ve mevcudatın nereden nereye ve ne olacaklarının tılsımını açan Risale-i Nur’un eczalarından Yirmi