Tarihçe-i Hayat Üçüncü Kısım: Eskişehir Hayatı

Dokuzuncu Söz; ve tahavvülat-ı zerratın muammasını keşfeden Otuzuncu Söz; ve kainatta mütemadiyen fena ve zeval içindeki faaliyet ve hallakıyet-i umûmiye tılsım-ı acîbini hall ve keşfeden Yirmi Dördüncü Mektup; ve Tevhîdin en derin ve en mühim muammasını keşf ve hall ve izah eden ve haşr-i beşerî bir sinek ihyası kadar kolay olduğunu ispat eden Yirminci Mektup; ve tabiatperestlerin fikr-i küfürlerini esasıyla bozan ve tahrip eden "Tabiat Risalesi" namındaki Yirmi Üçüncü Lem’a gibi Risale-i Nur’un çok cüz’leri var. Bunların yalnız birisindeki muammayı keşfeden bir alim, bir edip, bir profesör, hangi hükûmette olsa, takdirle mükafat ve ikramiye verileceğini, bu risaleleri dikkatle mütalaa eden tasdik eyler.
Bu beyanatıma, sadedden hariç tafsilat nazarıyla bakmamak gerektir. Çünkü, Risale-i Nur’un yüzden ziyade risaleleri benim evrak-ı tevkifiyem hükmüne geçmiş olduğundan, hem heyet-i hakime tetkik ile mükelleftir, hem ben izah ve cevap vermeye Kur’an’a ve alem-i İslama ve istikbale alakadarlığı cihetiyle mecburum. Madem bir meselenin tam tenevvürü, herhalde uzak ve yakın bütün ihtimalleri beyan etmekle olur; meselemize ait uzak bir ihtimali beyan etmeye ihtiyaç var. Şöyle ki:
Eğer dinsizliği ve küfrü kendine meslek ittihaz eden bedbaht bir kısım adamlar, bir maksad-ı siyasînin perdesi altında hükûmetin bazı erkanına hulûl edip iğfal etseler veya memuriyet mesleğine girseler ve Risale-i Nur’u desîselerle imha ve beni tehditleriyle susturmak için deseler: "Taassub zamanı geçti; maziyi unutmak ve istikbale bütün kuvvetimizle müteveccih olmak lazım gelirken, senin irticakarane bir sûrette dînî ve îmanî kuvvetli ders vermen işimize gelmez. "
Elcevap: Evvela, o mazi zannedilen zaman ise istikbale inkılap etmiş. Ve hakîki istikbal odur. Ve oraya gideceğiz.
Saniyen: Risale-i Nur, tefsir olduğu haysiyetiyle, Kur’an-ı Hakîm ile bağlanınış; Kur’an ise, küre-i arzı Arşa bağlayan cazibe-i umûmiye gibi bir hakîkat-i cazibedardır. Asya’da hükmedenler, Kur’an’ın Risale-i Nur gibi tefsirleriyle mübareze edemezler; belki musalaha ederler, ondan istifade ederler ve himaye ederler.
Amma benim susmam ise, madem adi bir keşif yolunda ve ehemmiyetsiz bir fikr-i siyasî peşinde ve dünyevî bir haysiyet yüzünden çok ehl-i izzetin başları feda edilse; elbette koca Cennetin fıatı olacak bir servet ve hayat-ı ebediyeyi kazandıracak bir ab-ı hayat ve bütün feylesofları hayrette bırakacak bir keşfıyat yolunda, vücudum zerreleri adedince başlarım bulunsa ve feda edilmesi lazım gelse, bidatereddüt feda edilir. Hem, beni tehdit veya imha sûretiyle susturmak, bir dil yerine bin dil konuşturacak. Yirmi seneden beri ruhlara yerleşen Risale-i Nur, susmuş bir dilime bedel, binler dilleri söylettirmesini Rahîm-i Zülcelalden ümitvarım.