Tarihçe-i Hayat Üçüncü Kısım: Eskişehir Hayatı

zararlı tevehhüm edilen on beş kelime yüzünden, yüz on beş masum ve menfaattar ve mühim bir kısmı Ankara Kütüphanesinde mevcud olup, iftiharla kabul edilen kitapların ele geçenlerinin müsadere ile mahkûm edilmesi, rûy-i zemindeki adliyenin şerefine elbette ilişecek mahiyettedir. Elbette Mahkeme-i Temyiz bu haysiyet ve şerefi siyanet eder.
En ziyade tenkit edilen ve umum kitaplarımı muahezeye sebebiyet veren beşon mesele içinde en mühimmi, gelecek bu iki meseledir:
ayetleridir. İşte, benim ve kitaplarımın mahkûmiyeti beş-altı meseleden, en birinci bu iki meseledir. Ben hakîki, menfaatli medeniyete karşı değil, belki kusurlu ve zararlı "mimsiz" tabir ettiğim medeniyete karşı otuz-kırk seneden beri i’ caz-ı Kur’ an’ ı esas tutup, o medeniyetin muhalif noktalarını aşağı düşürüp, medeniyetin aczi ile, i’ caz-ı Kur’ an’ ı ispat etmek esası üzerine matbû ve gayr-i matbû, Arapça ve Türkçe çok kitaplar yazdım. İrsiyet hakkındaki Kanun-u Medenînin, Kur’an’ın bu iki ayetine muhalif maddelerini vaktiyle muvazene etmişim; onların muannid feylesoflarını da ilzam edecek deliller göstermişim. Hükûmet-i cumhuriyenin ilcaat-ı zamanına göre kabul ettiği bir kısım kanunînin bir kısım maddelerini kabulden evvel, bu meseleleri, medeniyete ve feylesoflara karşı yazmışım ve müdafaa etmişim. Kurûn-u Ûla ve Vustadaki zayi olan kadınlık hukùkunu, Kur’an-ı Hakîm gayet ehemmiyetle muhafaza ettiğini beyan etmişim. Şimdi, bu iki meseledeki beyanatım, hükûmet-i cumhuriyenin kanununa muhaliftir diye, yüz altmış üçüncü madde ile muaheze edildim. Ben de adliyenin en yüksek mahkemesine derim ki:
Bin üç yüz elli senede ve her asırda üç yüz elli milyon insanların hayat-ı içtimaiyesinde en kudsî ve hakîki ve hakîkatli bir düstur-u İlahînin üç yüz elli bin tefsirlerin tasdikine ve aynen hükümlerine istinaden ve bütün ecdadımızın ruhlarına hürmeten, i’caz-i Kur’an’ı Avrupa mülhidlerine karşı göstermek için, iki nass-ı ayeti on beş sene evvel ve on sene evvel ve dokuz sene evvel üç kitabımda zikretmekliğim, beni şimdiki şerait dahilinde ve ahval-i sıhhiyem noktasında yaşayamayacağım bir mahpusiyete mahkûm edip ve dolayısıyla, bir cihette adeta îdamıma hükmeden ve yüz on beş risalemi bunun gibi bir-iki mesele yüzünden mahkûm eden haksız bir kararı, elbette rûy-i zeminde adalet varsa, bu karan red ve bu hükmü nakzedecektir.
En ziyade bizi gayet hayretle, nihayet bir me’yusiyete düşüren şudur ki: Isparta’da habbeyi kubbe yapıp, hiçbir hakîkate istinad etmeyen evham ve ihbarata binaen hakkımda verdikleri karara karşı, mezhebimizde yalana hiçbir cihetle cevaz verilmediğinden, aleyhimde de olsa, hak ve doğru söylemek mecburiyetiyle, yüz yirmi sahife kuvvetli ve mantıkî delillerle kendimi müdafaa ettiğim ve bu kanunla

Erkeğin mîrastan hakkı iki kadın payı kadardır... Anneye altıda bir vardır. (Nisa Sûresi:11.)