Tarihçe-i Hayat Üçüncü Kısım: Eskişehir Hayatı

Ey efendiler! Haydi, vehminiz gibi ben o hırsız gibi oldum. Ben Isparta nahiyelerinde perişan, bir köyde dokuz sene inzivada bulunan ve şimdi benimle beraber gayet hafif bir cezaya mahkûm olan safdil beş-on bîçarelerin fikirlerini hükûmet aleyhine çevirmekle kendini ve gaye-i hayatı olan risalelerini tehlikeye atmaktan ise eski zamanda olduğu gibi Ankara’da veya İstanbul’da büyük bir memuriyette oturup, binler adamı takip ettiğim maksada çevirebilirdim. O vakit, böyle zelîlane mahkûmiyet değil, belki mesleğime ve hizmetime münasip bir izzetle dünyaya karışabilirdim. Evet, fahr ve temeddüh niyetiyle değil, belki mecburiyet ve mahcubiyetle, hodfüruşane eski bir kısım riyakarlığımı hatırlatmakla; beni ehemmiyetsiz, vücudundan istifade edilmez, adi mertebeye sukut ettirmek isteyenlerin yanlışlarını göstermek için derim:
İki Mekteb-i Musîbet Şehadetnamesi namındaki matbû eski müdafaatımı görenlerin tasdikiyle, Otuz Bir Mart Hadisesinde bir nutuk ile, isyan etmiş sekiz taburu itaate getiren; ve bir zaman gazetelerin yazdıkları gibi, İstiklal Harbinde "Hutuvat-ı Sitte" namında bir makale ile, İstanbul’daki efkar-ı ûlemayı İngiliz aleyhine çevirip harekat-ı milliye lehinde ehemmiyetli hizmet eden; ve Ayasofya’da binler adama nutkunu dinlettiren; ve Ankara’ daki Meclis-i Mebusanın şiddetli alkışlamasıyla karşılanan ve yüz elli bin banknot, yüz altmış üç mebusun imzası ile medrese ve darülfünûna tahsisatı kabul ettiren; ve Reisicumhurun hiddetine karşı, dîvan-ı riyasette
HAŞİYE kemal-i metanetle fütur getirmeyerek mukabele edip, namaza davet eden; ve Darü’i-Hikmeti’i-İslamiyede, hükûmet-i İttihadiyenin ittifakıyla, hikmet-i İslamiyeyi Avrupa hükemasına tesirli bir sûrette kabul ettirmek vazifesine layık görünen ve cephe-i harbde yazdığı ve şimdi müsadere edilen İşaratü’l-İ’caz, o zamanın başkumandanı olan Enver Paşaya o derece kıymettar görünmüş ki, kimseye yapmadığı bir hürmetle, istikbaline koştuğu o yadigar-ı harbin hayrına, şerefine hissedar olmak fikriyle, İşaratü’l-İ’caz’ın tab’ı için kağıdını vererek, müellifin harbdeki mücahedatı takdirkarane yad edilen bir adam, böyle adi bir beygir hırsızı veyahut kız kaçırıcı ve bir yankesici gibi en aşağı bir cinayetle kendini bulaştırıp, izzet-i ilmiyesini ve kudsiyet-i hizmetini ve kıymettar binler dostlarını rezil edip sukut edemez ki; siz onu bir senelik ceza ile mahkûm edip, adi bir keçi, koyun hırsızı gibi muamele edesiniz. Ve sebepsiz, on sene sıkıntılı bir tarassudla tazib ettikten sonra, şimdi de bir sene hapis ile beraber, bir sene de nezaret altında tutmak sûretiyle, padişahın tahakümünü kaldıramadığı halde garazkar bir hafiyenin veya adi bir polisin tahakkümü altında azap vermekten ise îdam edilmesini daha evla görür. Eğer böyle bir adam dünyaya karışsaydı ve karışmaya arzusu olsaydı ve hizmet-i kudsiyesi müsaade etseydi, Menemen Hadisesinin ve Şeyh Said

HAŞİYE
Eski Said söz istiyor, diyor ki: "On üç senedir beni konuşturmadınız. Şimdi madem beni nazara alıp, sizi ittiham altına alıyorlar ve sizden korkuyorlar; elbette benim onlarla konuşmam lazım geliyor. Gerçi benlik, enaniyet çirkindir; fakat mağrur ve muannid enaniyetlilere karşı, haklı bir sûrette ve sırf kendisini müdafaa ve muhafaza etınek için benlik göstermek lazım geliyor. Onun için, Yeni Said gibi, mahviyetle, mülayimane konuşamayacağım." Ben de ona söz verdim; fakat enaniyetlerine, temeddühlerine iştirak etmiyorum.