Tarihçe-i Hayat Üçüncü Kısım: Eskişehir Hayatı

imamlık ve vaizlik vesîkam elimde olduğundan, o camide dört senedir (Allah kabul etsin) imamlık ettiğim halde, şu mübarek geçen Ramazan’da mescide gidemedim. Bazan yalnız namazımı kıldım; cemaatle kılınan namazın yirmi beş sevabından ve hayırdan mahrum kaldım.
İşte başıma gelen bu iki hadiseye karşı, aynen iki sene evvel, o memurun bana karşı muamelesine gösterdiğim sabır ve tahammülü gösterdim. İnşaallah devam da ettireceğim. Şöyle de düşünüyorum ve diyorum ki: Eğer ehl-i dünya tarafından başıma gelen şu eziyet, şu sıkıntı, şu tazyik, ayıplı ve kusurlu nefsim için ise, helal ediyorum. Benim nefsim belki bununla ıslah-ı hal eder; hem ona keffaretü’zzünûb olur. Dünya misafirhanesinin safasını çok gördüm; azıcık cefasını görsem, yine şükrederim. Eğer îmana ve Kur’an’a hizmetkarlığım cihetiyle ehl-i dünya beni tazyik ediyorsa, onun müdafaası bana ait değil; onu, Azîz-i Cebbara havale ediyorum. Eğer asılsız ve riyaya sebep ve ihlası kıracak bir şöhret-i kazibeyi kırmak için teveccüh-ü ammeyi hakkımda bozmak murad ise, onlara rahmet. Çünkü teveccüh-ü ammeye mazhar olmak ve halkların nazarında şöhret kazanmak, benim gibi adamlara zarardır zannederim. Benim ile temas edenler beni bilirler ki, şahsıma karşı hürmet istemiyorum, belki nefret ediyorum. Hatta kıymettar mühim bir dostumu, fazla hürmeti için belki elli defa tekdir etmişim. Eğer beni çürütmek ve efkar-ı ammeden düşürtmek, ıskat ettirmekten muradları, tercümanlık ettiğim hakaik-ı îmaniye ve Kur’aniyeye ait ise, beyhûdedir. Zîra, Kur’an yıldızlarına perde çekilmez. "Gözünü kapayan yalnız kendi görmez, başkasına gece yapamaz. "

DORDÜNCÜ NOKTA: Evhamlı bir kaç sualin cevabıdır:
·Birincisi: Ehl-i dünya bana der: "Ne ile yaşıyorsun? Çalışmadan nasıl geçiniyorsun? Memleketimizde tenbelce oturanları ve başkasının sa’yi ile geçinenleri istemiyoruz."
Elcevap: Ben iktisat ve bereketle yaşıyorum. Rezzakımdan başka kimsenin minnetini almıyorum ve almamaya da karar vermişim. Evet, günde yüz para, belki kırk para ile yaşayan bir adam, başkasının minnetini almaz. Şu meselenin izahını hiç arzu etmiyordum. Belki bir gururu ve bir enaniyeti ihsas eder fikriyle, beyan etmek bana pek nahoştur. Fakat, madem ehl-i dünya evhamlı bir sûrette soruyorlar; ben de derim ki: Küçüklüğümden beri halkların malını kabul etmemek-velev zekat dahi olsa; hem maaşı kabul etmemek (Yalnız bir iki sene Darü’i-Hikmeti’i- İslamiyede dostlarımın icbarıyla kabul etmeye mecbur oldum), hem maişet-i dünyeviye zçin minnet altına girmemek, bütün ömrümde bir düstur-u hayatımdır. Ehl-i memleketim ve başka yerlerde beni tanıyanlar bunu biliyorlar. Bu beş seneki nefyimde, çok dostlar bana hediyelerini kabul ettirmek için çok çalıştılar; kabul etmedim.
"Öyle ise, nasıl idare edersin?" denilse, derim: