Tarihçe-i Hayat Üçüncü Kısım: Eskişehir Hayatı

Bereket ve ikram-ı İlahî ile yaşıyorum. Nefsim çendan her hakarete, her ihanete müstehak ise de; fakat, Kur’an hizmetinin kerameti olarak, erzak husûsunda ikram-ı İlahî olan berekete mazhar oluyorum -1- sırrıyla Cenab-ı Hakkın bana ettiği ihsanatı yad edip, bir şükr-ü manevî nevinde birkaç nümûnesini söyleyeceğim. Bir şükr-ü manevî olmakla beraber, korkuyorum ki bir riya ve gururu ihsas ederek o mübarek bereket kesilsin. Çünkü, müftehirane gizli bereketi izhar etmek, kesilmesine sebep olur. Fakat, ne çare, söylemeye mecbur oldum.
İşte birisi: Şu altı aydır otuz altı ekmekten ibaret bir kile buğday bana kafi geldi; daha var, bitmemiş. Ne miktar kifayet
HAŞİYE edecek, bilmiyorum.
İkincisi: Şu mübarek Ramazan’da, yalnız iki haneden bana yemek geldi; ikisi de beni hasta etti. Anladım ki, başkasının yemeğini yemekten memnûum. Mütebakîsi, bütün Ramazan’da benim idareme bakan mübarek bir hanenin ve sadık bir arkadaşım olan o hane sahibi Abdullah Çavuşun ihban ve şehadetiyle, üç ekmek, bir kıyye pirinç bana kafi gelmiştir. Hatta, o pirinç, on beş gün Ramazan’ dan sonra bitmiştir.
Üçüncüsü: Dağda üç ay, bana ve misafirlerime, bir kıyye tereyağı, hergün ekmekle beraber yemek şartıyla, kafi geldi. Hatta Süleyman isminde mübarek bir misafirim vardı. Benim ekmeğim de ve onun ekmeği de bitiyordu. Çarşamba günü idi.
Dedim ona:
"Git, ekmek getir."
İki saat, her tarafımızda kimse yok ki, oradan ekmek alınsın.
"Cuma gecesi senin yanında bu dağda beraber dua etmek arzu ediyorum" dedi.
Ben de dedim: " -2-; kal."
Sonra hiç münasebeti olmadığı halde ve bir bahane yokken, ikimiz yürüye yürüye bir dağın tepesine çıktık. İbrikte bir parça su vardı. Bir parça şeker ile çayımız vardı.
Dedim:
"Kardeşim, bir parça çay yap."

HAŞİYE
Bir sene devam etti.

1 Rabbinin nimetini şükranla an. (Duha Sûresi:11.)

2 Allah’a tevekkül ettik.