Tarihçe-i Hayat Üçüncü Kısım: Eskişehir Hayatı

O, ona başladı; ben de derin bir dereye bakar bir katran ağacı altında oturdum. Müteessifane şöyle düşündüm ki: "Küflenmiş bir parça ekmeğimiz var; bu akşam ancak ikimize yeter. İki gün nasıl yapacağız ve bu safì kalb adama ne diyeceğim?" diye düşünmede iken, birden bire başım çevrilir gibi başımı çevirdim. Gördüm ki, koca bir ekmek, katran ağacının üstünde, dalları içinde bize bakıyor.
Dedim:
"Süleyman, müjde! Cenab-ı Hak bize rızık verdi"
O ekmeği aldık; bakıyoruz ki, kuşlar ve hayvanat-ı vahşiye hiçbiri ilişmemiş. Yirmi otuz gündür hiçbir insan o tepeye çıkmamıştı. O ekmek, ikimize iki gün kafi geldi. Biz yerken, bitmek üzere iken, dört sene sadık bir sıddîkım olan müstakîm Süleyman, ekmekle aşağıdan çıka geldi.
Dördüncüsü: Şu üstümdeki sakoyu yedi sene evvel eski olarak almıştım. Beş senedir elbise, çamaşır, pabuç, çorap için dört buçuk lira ile idare ettim. Bereket, iktisat ve rahmet-i İlahiye bana kafi geldi.
İşte şu nümûneler gibi, çok şeyler var ve bereket-i İlahiyenin çok cihetleri var; bu köy halkı çoğunu bilirler. Fakat, sakın bunları fahr için zikrediyorum zannetmeyiniz, belki mecbur oldum. Hem, benim için iyiliğe bir medar olduğunu düşünmeyiniz. Bu bereketler, ya yanıma gelen halis dostlarıma ihsandır; veya hizmet-i Kur’aniyeye bir ikramdır; veya iktisadın bereketli bir menfaatidir; veyahut, "Ya Rahîm, ya Rahîm" ile zikreden ve yanımda bulunan dört kedinin rızıklarıdır ki, bereket sûretinde gelir, ben de ondan istifade ederim. Evet, hazin mırmırlarını dikkatle dinlesen, "Ya Rahîm, ya Rahîm" çektiklerini anlarsın.
Kedi bahsi geldi, tavuğu hatıra getirdi. Bir tavuğum var. Şu kışta, yumurta makinesi gibi pek az fasıla ile, hergün Rahmet hazînesinden bana bir yumurta getiriyordu. Hem, birgün iki yumurta getirdi; ben de hayrette kaldım. Dostlarımdan sordum, "Böyle olur mu?" dedim. Dediler: "Belki bir ihsan-ı İlahîdir." Hem, şu tavuğun yazın çıkardığı küçük bir yavrusu vardı. Ramazan-ı Şerifin başında yumurtaya başladı, ta kırk gün devam etti. Hem küçük, hem kışta, hem Ramazan’da, bu mübarek hali bir ikram-ı Rabbanî olduğuna, ne benim ve ne de bana hizmet edenlerin şüphemiz kalmadı. Hem ne vakit annesi kesti, hemen o başladı; beni yumurtasız bırakmadı.
İkinci vehimli sual: Ehl-i dünya diyorlar ki: "Sana nasıl emniyet edeceğiz ki, sen dünyamıza karışmayacaksın? Seni serbest bıraksak, belki dünyamıza karışırsın. Hem, nasıl bileceğiz ki, sen kurnazlık yapmıyorsun? Kendini tarik-i dünya gösterip, halkın malını zahiren almaz, gizli alır bir kurnazlık olmadığını nasıl bileceğiz?"
El cevap: Yirmi sene evvelki Divan-ı Harb-i Örfìde ve Hürriyetten daha evvel zamanda çoklara malûm hal ve vaziyetim ve İki Mekteb-i Musîbetin Şehadetnamesi