Tarihçe-i Hayat Üçüncü Kısım: Eskişehir Hayatı

meslek-i zındıkayı okşamak demektir. Hem, ben onlara müracaat ve dehalet ettikçe, adil olan kader-i İlahî, beni onların zalim eliyle tazib edecektir. Çünkü, onlar diyanete merbûtiyetimden beni sıkıyorlar; kader ise benim diyanette ve ihlasta noksaniyetim var, ara sıra ehl-i dünyaya riyakarlıklarımdan dolayı beni sıkıyor. Öyle ise, şimdilik şu sıkıntıdan kurtuluşum yok. Eğer ehl-i dünyaya müracaat etsem, kader der: "Ey riyakar! Bu müracaatın cezasını çek!" Eğer müracaat etmezsem, ehl-i dünya der: "Bizi tanımıyorsun, sıkıntıda kal!"
· Yedinci Sebep: Malûmdur ki, bir memurun vazifesi, heyet-i içtimaiyeye muzır eşhasa meydan vermemek ve nafilere yardım etmektir. Halbuki, beni nezaret altına alan memur, kabir kapısına elen, misafir bir ihtiyar adama -1-’daki îmanın latîf bir zevkini izah ettiğim vakit, bir cürm-ü meşhûd halinde beni yakalamak gibi, çok zaman yanıma gelmediği halde, o vakit güya bir kabahat işliyorum gibi yanıma geldi. İhlas ile dinleyen o bîçareyi de mahrum bıraktı; beni de hiddete getirdi. Halbuki, burada bazı adamlar vardı; o, onlara ehemmiyet vermiyordu. Sonra edepsizliklerde ve köydeki hayat-ı içtimaiyeye zehir verecek sûrette bulundukları vakit, onlara iltifat etmeye ve takdir etmeye başladı. Hem malumdur ki, zindanda yüz cinayeti bulunan bir adam, nezarete memur zabit olsun, nefer olsun, her zaman onlarla görüşebilir. Halbuki bir senedir hem amir, hem nezarete memur hükûmet-i milliyece iki mühim zat, kaç defa odamın yanından geçtikleri halde, kat’a ve asla, ne benim ile görüştüler ve ne de halimi sordular. Ben evvel zannettim ki, adavetlerinden yanaşmıyorlar. Sonra tahakkuk etti ki, evhamlarından, güya ben onları yutacağım gibi kaçıyorlar. İşte şu adamlar gibi eczası ve memurları bulunan bir hükûmeti, hükûmet diyerek mercî tanıyıp müracaat etmek, kar-ı akıl değil, beyhûde bir zillettir. Eski Said olsaydı Antere gibi diyecekti:
-2-
Eski Said yok; Yeni Said ise, "Ehl-i dünya ile konuşmayı manasız görüyor. Dünyaları başlarını yesin! Ne yaparlarsa yapsınlar! Mahkeme-i kübrada onlarla muhakeme olacağız" der, sükût eder.
· Adem-i müracaatımın sebeplerinden, sekizincisi: "Gayr-i meşrû bir muhabbetin neticesi, merhametsiz bir adavet olduğu" kaidesince, adil olan kader-i İlahî, layık olmadıkları halde meylettiğim şu ehl-i dünyanın zalim eliyle beni tazib ediyor. Ben de bu azaba müstehakım deyip sükût ediyordum. Çünkü, Harb-i Umûmîde Gönüllü Alay Kumandanı olarak iki sene çalıştım, çarpıştım. Ordu Kumandanı ve Enver Paşa takdiratı altında kıymettar talebelerimi, dostlarımı feda ettim. Yaralanıp esir düştüm. Esaretten geldikten sonra Hutuvat-ı Sitte gibi eserlerimle

1 Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur. (Saffat Suresi: 35.)

2 Ab-ı hayat, zilletle içilince cehennem gibidir; izzetle Cehennem, benim iftihar ettiğim bir yerdir.