dinsiz komiteler, hükûmete evham verdirerek, aleyhte tahrikât yapıyorlar. Emirdağ, Isparta, Kastamonu, Konya, Inebolu, Safranbolu, Aydın gibi daha birçok vilâyet, kasaba ve köylerdeki Nurcuların evlerinin aranmasına emir veriliyor. Nihayet 947 senesinin son ayında Üstad Said Nursî ve on beş kadar Nur Talebesi, Emirdağ’dan alınarak Afyon’a getirilir ve sorgularını müteâkip tevkif ediliyorlar. Ve diğer vilâyetlerdeki Nur Talebeleri de tevkif edilerek Afyon’a celb ediliyor. Böylece; üçüncü medrese-i Yûsufiye hayatı başlıyor.
BEDIÜZZAMAN’IN AFYON MAHKEMESI
Bediüzzaman, her girdiği hapisteki hapisleri irşad eder; hapisteki bâzı câniler, koyun gibi bir hâl alır. Hapiste dahi tecrid-i mutlak içinde bırakıldığı halde, hapishâne bir Nur mektebi vaziyetine girer. Bunun için, girdiği hapishânelere "medrese-i Yûsufiye" der. Hattâ Denizli Hapishânesinde bir kısım gençler medrese-i Yûsufiyeden ayrılmak istemeyerek, "Bediüzzaman daha burada kalırsa, biz kendimizi suçlu gösterip ceza alacağız, ondan ayrılmayacağız; Risâle-i Nur’dan ders alacağız" demişlerdir.
Denizli hapsinde Meyve Risâlesi isimli eser telif edildikten sonra, hapishânede tesirli bir ıslahat müşâhede ediliyor. Bu vaziyet, düşmanları dahi takdire sevk ediyor.
Risâle-i Nur’un mâhiyetini dikkat ve tefekkürle okuyarak anlayıp tahkîkî bir îmâna sahip olan hâlis Nur Talebeleri, ölümden, hapisten, zindandan ve hiçbir beşerî ezâ ve cefâdan korkmazlar; mukaddes Kur’ân ve îman hizmetiyle, vatan ve millet ve âlem-i Islâm ve beşeriyetin ebedî kurtuluşuna çalışırken, dinsizlerin dûçâr ettiği bir zulüm ve musîbetle karşılaşırlarsa, aslâ fütûr ve ümitsizliğe düşmezler; hapislere iftihar ve memnuniyetle girerler. Onların tek bir istinad noktaları vardır; o da sırf rızâ-i Ilâhî için, ihlâsla, Kur’ân ve îmâna hizmetleridir. Mâsum ve mazlumların muhâfızı Cenâb-ı Haktır. Hiçbir mâniaya ehemmiyet vermeyerek, Risâle-i Nur’u okumaya ve neşretmeye, kahraman Üstadları misillü, ferâgatle çalışırlar. Bunun içindir ki, yirmi beş senelik müthiş bir istibdâd-ı mutlak içinde Nurlara çalışan Nur Talebeleri, îman ve Islâmiyet hizmetinde sarsılmamışlardır.
"Zâhirde zararlı gibi görünen şeyler, hakîkatte nîmettir. Zahmette rahmet vardır. Îman hizmeti uğrunda başımıza ne gelse hayırdır. Biz başımıza geleceği düşünmekle mükellef değiliz, hizmet-i Kur’âniye ile mükellefiz. Biz, Rabb-i Rahîmimizin dâimâ inâyeti altındayız. Ölsek şehidiz, kalırsak Kur’ân’ın hizmetkârıyız. Islâmiyet düşmanları bizi müebbed dünya hapsine de mahkûm etseler, bizler yine Risâle-i Nur’un hizmetindeyiz" diye îman etmişler ve fakat sâdece îmanla kalmamışlar, bilfiil de amel etmişlerdir; meydandadır.