Bu dindar ve vefâkâr millet, Bediüzzaman’ın doğruluk ve büyüklüğünü ve kahramanlığını bilerek ona o derece îtimad etmiştir ki, onun aleyhinde ne propaganda yapılırsa yapılsın, inanmıyorlar. Bediüzzaman’a yapılan zulüm ve işkenceleri işittikçe, ona karşı kalblerinde daha ziyâde bir sevgi ve bağlılık husûle gelmektedir. Ve diyorlar ki: "Bediüzzaman gibi bir din kahramanını ve öyle büyük ve mübârek bir zâtı hapislere koymak, onun eserlerinin serbest okunmasına mânî olmak, dîni Anadolu’dan kaldırmaya çalışmanın ve Islâmiyeti yıkmaya çabalamanın bir ifadesidir" diye, komünist ve dinsizlerin yaptırdıkları işkence ve zulümlerin düşmanı kesiliyorlar. Bunun için, hükûmet, her işten evvel hükûmet aleyhinde çévrilen bu plânı akîm bırakmak için, Bediüzzaman’ı tamamen serbest bırakması lâzımdır. Yoksa, Bediüzzaman ezildikçe, halk, hükûmet aleyhtarı
HAŞIYE
olacaktır. Din, vatan ve milletin selâmeti nâmına bu hakîkati ihbar etmeyi bir vecîbe biliyoruz.
Evet, Bediüzzaman, bin dokuz yüz kırk dörtte Denizli Mahkemesinde berâet ettiği halde, Afyon vilâyetine bağlı Emirdağ kazâsında ikamete memur ediliyor. Orada, kendi âhireti ve Risâle-i Nur’la meşgul olurken, bin dokuz yüz kırk sekiz senesinde, gizli din düşmanları, yapılan zulümler az geliyormuş gibi aynı nakarat ile, "Gizli cemiyet kuruyor, halkı hükûmet aleyhine çeviriyor, ihtiyarladıkça artan enerjisiyle; kuvvetiyle, rejimi yıkmaya çalışıyor, Mustafa Kemal’e "Islâm deccalı, süfyan’ diyor" gibi bir sürü bahanelerle, elli Risâle-i Nur talebesiyle birlikte Afyon Ağır Ceza Mahkemesine sevk ediliyor ve hapse konuluyor.
Yapılan derin ve uzun tahkikat neticesinde, birtek suç delili bulunamıyor. Fakat, ne oldu ise oldu, ne yaptılarsa yaptılar, nihayet mahkeme-güyâ kanaat-i vicdâniye ile-Bediüzzaman’a yirmi ay ve müdakkik bir âlime on sekiz ay, yirmi iki kişiye de altışar ay hüküm veriyor; diğerlerini de, "Bunlar Bediüzzaman’ı büyük bir mürşid olarak bilmişler ve içlerindeki derûnî boşluğu doldurmak için Risâle-i Nur’u okumuşlar" diye berâet veriyor; hüküm alanları da, "Bediüzzaman’ın kurduğu gizli cemiyete yardım etmişler" diye cezalandırıyor; hükmü derhal infaz edip, hepsini tevkif ediyorlar.
Tabiî, mahkûmiyet kararı hemen temyiz ediliyor. Temyiz Mahkemesi kısa bir zamanda tetkikatını bitirerek, "Mâdem, Bediüzzaman Said Nursî Denizli Mahkemesinde aynı suçtan berâet etmiş; Denizli Mahkemesinin kararı hatâlı da olsa, temyizin tasdikinden geçen bir dâvâ tekrar taht-ı mahkemeye alınamaz" diye, verilen mahkûmiyet kararını esastan bozuyor. Bunun üzerine yeniden mahkeme başlıyor. Maznunlardan ne istedikleri soruluyor. O tamamen mâsum olan Nur Talebeleri, Temyiz Mahkemesinin kararına uyulmasını istiyorlar. Afyon Mahkemesi,
HAŞİYE
Bu hakîkat 1950 seçimlerinde tamamen tahakkuk etmiş; Bediüzzaman’ı, yirmi beş sene bir istibdâd-ı mutlak ve eşedd-i zulüm ve müthiş işkenceler içinde bırakan din aleyhtarı eski hükû- met, büyük bir eksenyet tarafından yıkılmış ve dînimizin üzerindeki zulüm ve istibdâdı kaldırmakta olan Demokrat Parti iktidara getirilmiştir.