temyizin kararına uyulup uyulmayacağını uzun uzadıya düşünüyor; nihayet uyulmasına karar veriyor. Sonra da, noksanların ikmâli için çalışmaya başlıyor. Fakat, bu çalışma bir türlü tamamlanmıyor ve mahkeme mütemâdiyen tâlik ediliyor. Bediüzzaman ve talebeleri, hüküm katiyet kesb etmeden verilen ceza müddetini hapishânede geçirdikten sonra tahliye edilmişlerdir. Yukarıda anlatıldığı veçhîle, mahkeme, üç seneden beri uzatılmaktadır.
HAŞIYE
Milyarlar defa yazıklar olsun ki; vatana, millete ve gençliğimize ve âlem-i Islâma en mukaddes îman hizmetini yapan, beşerin bütün mânevî ihtiyacını karşılayacak derecede hârikulâde ve muazzam eserler veren bu dâhî ve misilsiz zât, mahkemelerden mahkemelere sürüklenmede, hapishânelerde çürütülmeye çalışılmaktadır.
Bediüzzaman, yirmi senede olduğu gibi, şu üç dört senede de o kadar emsâlsiz bir işkenceye mâruz kalmıştır ki, tarihte hiçbir ilim adamına bu kadar câniyâne bir sû-i kast yapılmamıştır. Denizli hapsinde bir ayda çektiği sıkıntıyı, Afyon’da bir günde çekmiştir. Kendisine, bütün bütün kanunsuz muâmeleler yapılmıştır. Hapishânede, tam yirmi ay, kışın, çok soğuk olan gayr-i muntazam bir koğuş içinde yalnız bırakılarak, tecrid-i mutlak içinde imhâ olmasına intizar edilmiştir. Kışın en şiddetli günlerinde, hapishâne pencerelerinin iki milim buz tuttuğu zamanlarda zehir verilmiş; ihtiyar, çok hasta haliyle, aylarca ıztırap çektirilmiştir. Mübârek yatağında, bir taraftan bir tarafa dönemeyecek bir hale geldiği zamanlarda bile, hizmetine, bir talebesi olsun müsaade edilmemiştir. O korkunç şerâit altında, kendi kendine ölüp gitmesi beklenmiştir. Hastalığı o kadar şiddetlenmiştir ki; günlerce, birşey yiyememiş ve gıdâsız kalmış ve çok zaif bir vaziyete gelmiştir. Böyle olduğu ve çok sıkı bir tarassud ve tazyikat altında bulundurulduğu halde, Risâle-i Nur’un telifinden geri kalmamış, her hapiste olduğu gibi, burada da gizli olarak eser telif etmiştir. Mahpuslar, gizli gizli Risâle-i Nur’u elleriyle yazıp çoğaltmışlar ve hapishâneden dışarı da çıkararak, neşrini temin etmişlerdir. Bediüzzaman, hapiste olduğu günler dahi Risâle-i Nur’un neşriyatı durmamış, perde altında yüz binlerce nüshaları eski yazı ile neşretmeye-Nur kahramanı Hüsrev gibi-Nur Talebeleri muvaffak olmuşlardır.
Hapishânede, zehirlenerek, ölüm döşeğinde iken, fırsat bulup ziyâretine varabilen bir talebesine şöyle demiştir: "Belki hayatta kalamayacağım, bütün mevcudiyetim vatan, millet, gençlik ve âlem-i Islâm ve beşerin ebedî refah ve saadeti uğrunda fedâ olsun. Ölürsem, dostlarım intikamımı almasınlar."
Bediüzzaman’ın hapishâneye gelmesiyle çok müstefid olan hapislerden birisi, pencereden selâm verdiği zaman "Sen Bediüzzaman’a neden selâm verdin? Neden onun penceresine bakıyorsun?" diyerek, dayak atılmıştır. Çok mübârek ve çok
HAŞİYE
Bu Afyon Mahkemesi sonra iki defa berâet vermiş ve nihayet 1956’da bütün Risâle-i Nur külliyatını ve umum mektupları bilâistisnâ Bediüzzaman’a iâde etmiştir