Tarihçe-i Hayat Yedinci Kısım: Afyon Hayatı

sevgili Üstadlarının hasta ve çok elîm vaziyetinde gizlice fırsat bulup görüşmeye çalışan talebeleri, yakalandıkları zaman falakalara yatırılarak dayaktan geçirilmiştir. Fakat onlar bu mezâlimden asla yılmamışlar, îmandan ve izzet-i Islâmiyeden gelen bir salâbetle, o zalimler vurdukça, onlar da her vuruluşlarında, "Vur! Vur!" diye bağırmışlardır. "Düşmanın çizmesi boğazımıza bastığı zaman onun yüzüne tükür; rûhun kurtulsun, cesedin ezilsin" hakîkatini matbuât lisânıyla da beyân eden Üstadları Bediüzzaman’a ittibâ etmişlerdir.
Işte, böyle türlü türlü işkence ve tazyikatlarla, gerek hapishâne dahilinde, gerek haricinde hizmetini dahi yaptırmamaya çalışmışlardır. Dünyada hiçbir kimseye yapılmayan zulüm ve ihânet Bediüzzaman’a yapılmıştır. Nihayet 20 Eylül 1949 günü ceza müddetini hapishânede tamamlayarak tahliye edilmiştir. Bütün hapishânelerde hapisler resmî mesâi saatlerinde tahliye edilirken Afyon Hapishânesinde de saat onda âdet iken, Bediüzzaman’ı fevkalâde bir tezâhürât ile karşılamaya hazırlanan halkın istikbâline mânî olmak için, şafak vakti ile sabah namazı arasında hapishâneden tahliye etmişlerdir.
Bediüzzaman Hazretleri Afyon’da bir müddet ikamet etmiştir. Bu esnâda cezasını çektiği ve Temyiz Mahkemesi mahkûmiyet kararını tamamen lehine bozduğu halde, üç polise, kapısı önünde geceli gündüzlü nöbet beklettirilmiştir. Hapisten çıktığına pişman etmişler ve zulüm ve tazyikat devam ettirilmiştir. Iki senelik ezici ve eritici bir hapisten çıktığı halde, hastalığını sormak için gelenler dahi yanına bırakılmamıştır. Tarihçe-i Hayat’ında görüldüğü gibi, Rusya’da, Rus kumandanı ona serbestiyet verdiği halde, öz vatanında ve bu mübârek ve muazzez millet-i Islâm için herşeyini fedâ eden Bediüzzaman’ın bayram ziyâretine gelenler dahi, resmî memurlar tarafından ziyâretten menedilmiştir. Hattâ hizmetçisiyle konuşanlar görülünce, "Sen, Bediüzzaman’ın hizmetçisiyle konuştun" diye tazyikat yapılarak, hüviyetleri tesbit edilmiştir. Bütün böyle kanunsuzluklar, halkı Bediüzzaman’a bir kat daha yaklaştırmış, eserlerini arayıp bulmak husûsunda âdetâ bir kamçı tesiri husûle getirmiştir. Bediüzzaman aleyhinde propaganda yapan ve yaptıranlardan ise fersahlarca uzaklaştırmıştır. Bediüzzaman’a olan teveccüh-ü âmme kırılmaya çalışıldıkça, millet ve gençlik, husûsan yüksek tahsil gençliğinin hürmet ve bağlılığı artmıştır. Bediüzzaman aleyhtarlığı yapıldıkça, bu bağlar perçinleşmiştir. Menfî propagandalardan maksat, milletin Bediüzzaman’a olan teveccühünü kırarak, şahsını çürütüp, Risâle-i Nur’un neşriyâtını durdurmaktır. Hâlbuki, Risâle-i Nur, müellifin şahsıyla bağlı değildir. Risâle-i Nur Kur’ân’ın malıdır. Risâle-i Nur, başka eserlere benzemez. Risâle-i Nur, başlıbaşına hüccet ve bürhan hazînesidir; yani bizâtihî bürhan ve hüccettir. Risâle-i Nur’u okuyan, müellifin şahsına bakmaz; doğrudan doğruya eserin içindeki hakîkatlere, bürhan ve delillere hasr-ı nazar eder. Bu ve daha birçok hakîkatlere binâendir ki; Bediüzzaman’ın