Tarihçe-i Hayat Yedinci Kısım: Afyon Hayatı

âlimlerin takdirleri altında kısmen intişârıyla, o komünist propagandasını kırdığı gibi; âlem-i Islâma gösterdi ki, "Türk milleti ve kardeşleri, eskisi gibi dînine ve Kur’ân’ına sahiptir ve sâir ehl-i Islâmın dindar büyük bir kardeşi ve Kur’ân hizmetinde kahraman kumandanıdır," diye o ehemmiyetli kudsî merkezlerde o Nur mecmuaları bu hakîkati gösterdiler. Acaba, Nurun bu kıymettar hizmet-i milliyesi, bu tarz işkencelerle mukabele görse, zemini hiddete getirmez mi?
Dokuzuncusu: Denizli müdâfaâtında izahı ve ispatı bulunan bir meselenin kısaca bir hulâsasıdır.
Bir dehşetli kumandan dehâ ve zekâvetiyle, ordunun müsbet hasenelerini kendine alıp ve kendinin menfì seyyielerini o orduya vererek, o efrad adedince haseneleri, gazilikleri bire indirdiği ve seyyiesini o ordu efrâdına isnad ederek, onların adedince seyyieler hükmüne getirdiğinden; dehşetli bir zulüm ve hilâf-ı hakîkat olmasından, ben, kırk sene evvel beyân ettiğim bir hadîsin o şahsa vurduğu tokada binâen, sâbık mahkemelerinizde bana hücum eden bir müdde-i umûmiye dedim:
"Gerçi onu, hadîslerin ihbârıyla kırıyorum; fakat ordunun şerefini muhâfaza ve büyük hatâlardan vikaye ederim. Sen ise, birtek dostun için, Kur’ân’ın bayraktarı ve âlem-i Islâmın kahraman bir kumandanı olan ordunun şerefini kırıyorsun ve hasenelerini hiçe indiriyorsun" dedim. Inşaallah o müddeî insafa geldi, hatâdan kurtuldu.
Onuncusu: Adliyede; adâlet hakîkati ve mürâcaat eden herkesin hukùkunu bilâtefrik muhâfazaya, sırf hak nâmına çalışmak vazifesi hükmettiğine binâendir ki, İmâm-ı Ali Radiyallâhu Anh, hilâfeti zamanında bir Yahudî ile beraber mahkemede oturup muhâkeme olmuşlar.
Hem bir adliye reisi, bir memuru kanunca bir hırsızın elini kestiği vakit, o memuıun o zâlim hırsıza hiddet ettiğini gördü, o dakikada o memuru azletti. Hem, çok teessüf ederek dedi: "Şimdiye kadar, adâlet nâmına böyle hissiyâtını karıştıranlar pekçok zulmetmişler." Evet, hükm-ü kanunu icrâ etmekte o mahkûma acımasa da hiddet edemez; etse, zâlim olur. Hattâ, "Kısas cezası da olsa, hiddetle katletse, bir nevî katil olur" diye, o hâkim-i âdil demiş.
Işte, mâdem mahkemede böyle hâlis ve garazsız bir hakîkat hükmediyor; üç mahkeme bizlere berâet verdiği ve bu milletin yüzde-bilseler-doksanı, Nur Talebelerinin zararsız olarak millete ve vatana menfaatli olduklarına pekçok emârelerle şehâdet ettikleri halde, burada, o mâsum ve tesellîye ve adâletin iltifâtına çok muhtaç Nur Talebelerine karşı ihânetler ve gayet soğuk, hiddetli muâmeleler yapılıyor. Biz, her musîbete ve ihânetlere karşı sabra ve tahammüle karar verdiğimizden, sükût edip, Allah’a havâle ederek, "Belki bunda da bir hayır vardır" dedik. Fakat evham yüzünden ve garazkârların jurnalleriyle, bu bîçare mâsumlara böyle muâmeleler, belâların gelmesine bir vesîle olacağından korktum, bunu yazmaya mecbur oldum. Zâten bu meselede bir kusur varsa benimdir. Bu bîçareler, sırf îmanları