Afyon Mahkemesine ve Ağır Ceza Reisine beyân ediyorum ki:
Eskiden beri fıtratımda tahakkümü kaldıramadığım için dünyaya karşı alâkamı kesmiştim. Şimdi o kadar mânâsız, lüzûmsuz tahakkümler içinde hayat bana gayet ağır gelmiş; yaşayamayacağım. Hapsin haricinde yüzler resmî adamların tahakkümlerini çekmeye iktidarım yok. Bu tarz-ı hayattan bıktım. Ben sizden bütün kuvvetimle tecziyemi talep ediyorum. Şimdi kabir elime geçmiyor, hapiste kalmak bana lâzımdır. Makam-ı iddiânın asılsız isnad ettiği suçlar, siz de bilirsiniz ki, yok; beni cezalandırmaz. Fakat beni mânen cezalandıracak vazife-i hakîkiyeye karşı büyük kusurlarım var. Eğer sormak münâsip ise, sorunuz; cevap vereyim.
Evet, büyük kusurlarımdan birtek suçum, vatan ve millet ve din nâmına mükellef olduğum büyük bir vazifeyi dünyaya bakmadığım için yapmadığımdan, hakîkat noktasında affolunmaz bir suç olduğuna ve bilmemek bana bir özür teşkil edemediğine şimdi bu Afyon hapsinde kanaatim geldi. Nur Şâkirtlerinin hâlis ve sırf uhrevî, Nurlara ve tercümanına karşı alâkalarına, dünyevî ve siyasî cemiyet nâmını verip onları mes’ul etmeye çalışanlar ne kadar hakîkatten ve adâletten uzak düştüklerine karşı üç mahkemenin o cihetten bize berâet vermesiyle beraber deriz ki:
Hayat-ı içtimâiye-i insâniyenin, husûsan millet-i Islâmiyenin üssü’l-esâsı, akrabalar içinde samîmâne muhabbet ve kabîle ve tâifeler içinde alâkadârâne irtibat ve Islâıniyet milliyetiyle mü’min kardeşlerine karşı mânevî fedâkârâne bir alâka ve hayat-ı ebediyesini kurtaran Kur’ân hakîkatlerine ve nâşirlerine sarsılmaz bir râbıta ve iltizam ve bağlılık gibi, hayât-ı içtimâiyeyi esâsıyla temin eden bu râbıtaları inkâr etmekle ve şimaldeki dehşetli anarşîlik tohumunu saçan ve nesil ve milleti mahveden ve herkesin çocuklarını kendine alıp karâbet ve milliyeti izâle eden ve medeniyet-i beşeriyeyi ve hayat-ı içtimâiyeyi bütün bütün bozmaya yol açan kızıl tehlikeyi kabul etmekle ancak Nur Şâkirtlerine cemiyet nâmını verebilir. Onun için, hakîki Nur Şâkirtleri çekinmeyerek, Kur’ân hakîkatlerine karşı kudsî alâkalarını ve uhrevî kardeşlerine karşı sarsılmaz irtibatlarını izhâr ediyorlar. O uhuvvet sebebiyle gelen her cezayı memnuniyetle kabul ettiklerinden, mahkemenizde hakîkat-i hali olduğu gibi îtiraf ediyorlar. Hile ile, dalkavukluk ile ve yalanlarla kendilerini müdâfaaya tenezzül etmiyorlar.