Tarihçe-i Hayat Yedinci Kısım: Afyon Hayatı

AFYON MAHKEMESINE, IDDIANAMEYE KARŞI VERILEN ÎTIRAZNÂME TETIMMESININ BIR ZEYLIDIR

Evvela: Mahkemeye beyân ediyorum ki; iddiânâme, Denizli ve Eskişehir mahkemelerimizdeki o eski iddiânâmelere ve aleyhimizde, sathî ehl-i vukufların sathî tahkikatlarına binâ edildiğinden, mahkememizde dâvâ ettim ki: "Bu iddiânâmenin yüz yanlışını ispat etmezsem, yüz sene cezaya râzıyım." Işte o dâvâmı ispat ettim. Yüzden ziyâde yanlışların cedvelini isterseniz takdim edeceğim.
Sâniyen : Ben, Denizli Mahkemesinde kitap ve evraklarımız Ankara’ ya gittiği sırada, aleyhimizde hüküm verilecek diye telâş ve me’yusiyetle beraber arkadaşlarıma yazdım. Ve bâzı müdâfaâtımın âhirinde bulunan o yazdığım parça şudur:
"Eğer, Risâle-i Nur’u tenkit fikriyle tetkik eden adliye memurları îmanlarını onunla kuvvetlendirip veya kurtarsalar, sonra beni îdam ile mahkûm etseler, şâhit olunuz, ben hakkımı onlara helâl ediyorum. Çünkü, biz hizmetkârız; Risâle-i Nur’un vazifesi, îmânı kuvvetlendirip kurtarmaktır. Dost ve düşmanı tefrik etmeyerek, hizmet-i îmâniyeyi, hiçbir tarafgirlik girmeyerek yapmaya mükellefiz. "
Işte ey heyet-i hâkime! Bu hakîkate binâen, Risâle-i Nur’un cerh edilmez kuvvetli hüccetleri, elbette mahkemede kalbleri kendine çevirmiş. Aleyhimde ne yapsanız ben hakkımı helâl ederim; gücenmem. Bunun içindir ki, eşedd-i zulüm ile, bir eşedd-i istibdat tarzında, şahsımı hiç ömrümde görmediğim ihânetlerle çürütmekle, damarıma dokundurulduğu halde, tahammül ettim. Hattâ bedduâ da etmedim. Bize karşı bütün ittihamlara ve bütün isnad edilen suçlara karşı, elinizdeki Risâle-i Nur’un mecmuaları benim mukabele edilmez müdâfaanâmem ve cerh edilmez îtiraznâmemdirler. Medâr-ı hayrettir ki; Mısır, Şam, Halep, Medîne-i Münevvere, Mekke-i Mükerreme allâmeleri ve Diyânet Riyâsetinin müdakkik hocaları, o Nur mecmualarını tetkik edip, hiç tenkit etmeyerek, takdir ve tahsîn ettikleri halde, iddiânâmeyi aleyhimize toplayan zekâvetli(!) zât, Kur’ân’ı, "Yüz kırk sûredir" diye acîb ve pek zâhir bir yanlışıyla ne derece sathî baktığı; ve Risâle-i Nur bu ağır şerâit içinde ve benim gurbet ve kimsesizliğim ve perişâniyetimde ve aleyhimde dehşetli hücumlarla beraber, yüz binler ehl-i hakîkate kendini tasdik ettirdiği halde, daha Kur’ân’ın kaç sûresi var olduğunu bilmeyen o iddiâcı zât, "Risâle-i Nur, Kur’ân’ın tefsirine ve hadîslerin teviline çalışmasıyla beraber, bir kısmında, okuyanlara birşey öğretme bakımından ilmî bir mâhiyet ve kıymet taşımadığı görülmektedir diye tenkidi, ne derece kanundan, hakîkatten, adâletten ve haktan uzak olduğu anlaşılıyor.
Hem size, şekvâ ediyorum ki: Kırk sahifeli ve yüzer yanlışı bulunan ve kalblerimizi yaralayan iddiânâmeyi-tamamıyla-bize iki saat dinlettirdiğiniz halde,