Tarihçe-i Hayat Yedinci Kısım: Afyon Hayatı

Nurdaki ihlâsı bozmamak için, uhrevî makamât dahi bana verilse, bırakmaya kendimi mecbur bilirim" denmektedir diye, kararnâmede yazdıkları; ve yine kararnâmede, yirmi ikinci ve üçüncü sahifesinde, "Kusurunu bilmek, fakr ve aczini anlamak, tezellül ile dergâh-ı Ilâhîye ilticâ etmek ki, o şahsiyetle kendimi herkesten ziyâde bîçare, âciz, kusurlu görüyorum. O halde, bütün halk beni medh ü senâ etse, beni inandıramazlar ki, iyiyim, sahib-i kemâlim. Sizi bütün bütün kaçırmamak için, üçüncü hakîki şahsiyetimin gizli, çok fenalıklarını ve sû-i hallerini söylemeyeceğim. Cenâb-ı Hak inâyetiyle, en ednâ bir nefer gibi, bu şahsımı, esrâr-ı Kur’âniyede istihdam ediyor. Yüz bin şükür olsun. Nefis cümleden ednâ, vazife cümleden âlâ" fıkrasını kararnâme yazdığı halde; beni başka bir zâtların methiyle ve Risâle-i Nur mânâsıyla, büyük bir hidâyet edici vasfını vermekle beni suçlu yapanlar, elbette bu hatânın cezasını dehşetli çekmeye müstehak olurlar.
· Yedincisi: Biz ve umum Nur Risâleleri, Denizli ve Ankara Ağır Cezalarının ve Temyiz Mahkemelerinin ittifakıyla berâet ettiğimiz ve umum risâle ve mektuplarımızı bize iâde ettikleri ve temyizin bozma kararında-Denizli berâetinde"Farazâ, bir hatâ dahi olsa, o berâet ve hüküm katiyet kesb etmiş; daha tekrar muhâkeme edilmez" dedikleri halde, ben Emirdağ’ında üç sene münzevî ve iki üç terzi çırağı nöbetle bana hizmet ve pek nâdir olarak, beş on dakika bâzı dindar zâtlardan başka zarûret olmadan konuşmayan ve tek bir yere-Nurlara teşvik için-haftada birtek mektuptan başka göndermeyen ve kendi müftü kardeşine üç senede üç mektuptan başka yazmayan ve yirmi otuz seneden beri devam eden telifini bırakan, yalnız bütün ehl-i Kur’ân ve îmâna menfaatli yirmi sahifelik iki nükte, biri Kur’ân’daki tekrarların hikmetini, diğeri melekler hakkında bâzı meselelerden başka hiçbir risâle daha telif etmeyen, yalnız mahkemelerin iâde ettikleri risâlelerin büyük mecmualar yapılmasına ve eski harf ile tâb’ edilen Âyetü’l-Kübrâ’nın beş yüz nüshası mahkeme tarafından bize teslim edildiğinden ve teksir makinesi resmen yasak olmadığından, âlem-i Islâmın istifadesi fikriyle, kardeşlerime, neşir için teksirine izin vererek onların tashihleriyle meşgul olan ve katiyen hiçbir siyasetle alâkadar olmayan ve memleketine gitmek için resmen izin verildiği halde, bütün menfìlere muhâlif olarak dünyaya ve siyasete karışmamak için, sıkıntılı bir gurbeti kabul edip memleketine gitmeyen bir adam hakkında bu üçüncü ittihamnâmedeki asılsız isnadlar ve yalan bahisler ve yanlış mânâlar ile o adamı suçlu yapmaya çalışanda -şimdilik söylemeyeceğim-dehşetli iki mânâ hükmettiğini, bu yirmi ayda bana karşı muâmelesi ispat ediyor.
Ben de derim: Kabir ve sakar yeter! Mahkeme-i kübrâya havâle ediyorum.
·Sekizincisi: "Beşinci Şuâ" iki sene Denizli ve Ankara mahkemelerinin ellerinde kalıp, sonra bize iâde ettiklerinden, Denizli Mahkemesinde berâetimizi netice veren müdâfaâtımla beraber, Siracinnur’un âhirinde yazılmış. Gerçi evvelce mahrem tutuyorduk; fakat, mâdem mahkemeler onu teşhir edip berâetle bize iâde ettiler; demek bir zararı yoktur diye teksirine izin verdim. Ve o Beşinci Şuânın aslı,