hissedar biliyorum. Demek, tahliyemizin tehiri hayırlıdır. Hem, Çalışkan’lardan üç kardeş, pekçok Nur Şâkirtlerini buraya gelmekten kurtardıkları gibi, haklarında edilen iftiralar vâsıtasıyla dahi, Risâle-i Nur’un bir cihette, şimdiki mahkemenin nazarından kurtulmasına bir vesîle oldular. Bu iki kıymettar kazanç onların husûsi tahliyeleriyle bozulacaktı. Hem, onların Nurlara pek ciddî alâkaları halkın nazarında sönecekti.
· İkinci Nokta: Meselemiz, âlem-i Islâmı alâkadar eden pek büyük bir vazife-i Kur’âniye ve îmâniyedir. Ondan dehşet alan gizli münâfıklar, ellerinden geldiği kadar küçültmek isterler. Ve çok ehemmiyet verdiklerinden, zâhiren ehemmiyetsiz göstermeye çalışıyorlar; hükûmeti ve adliyeyi aldatıyorlar. Meselâ, Nurlara mensup feriklerden ve miralaylardan sarf-ı nazar edip, Ankara’da Nur Talebesi bir nefer askerin elinde, zararsız birkaç risâle bulunmasıyla, buradaki mahkeme, meseleyi uzattırmaya vesîle ediyorlar. Ve benim şahsımın ehemmiyetsizliğini, ihânetler ve tazyiklerle, tecrübelerle gösterip, binler derece şahsımdan ehemmiyetli olan Nurların kuvvetli derslerini ve şâkirtlerinin sarsılmaz ve susmaz şahs-ı mânevîlerini nazara almayıp, güyâ ehemmiyet vermiyorlar. Halbuki, onun ehemmiyetinden titriyorlar ki, o kubbeleri habbe göstennek istiyorlar.
Hem, tam aldanmışlar. Içimizde yalnız dört beş kardeşimiz, âilevî ticaret cihetinde bu tehirden bir zararları olsa da, inşaallah pekçok mânevî kazançları o maddî zararı hiçe indirecek bir inâyet altındayız. Hiç merak ve telâş etmeyiniz. Vazifemiz, sabır içinde şükretmek ve mümkün oldukça Nurlarla meşgul olmaktır ve bizden çok ziyâde sıkıntıda bulunan mahpuslara tesellî vermektir.
Said Nursî
Azîz, sıddık kardeşlerim,
Mücmel bir mânevî ihtar ile bir meseleyi kalbe geldiği gibi beyân edeceğim: Altı makamâta giden ve galebe eden müdâfaâtın cevabı gelmiş ve bize tecavüze çare bulamamışlar. Yalnız bir makamın, gizli bir iş’âr ile, benim fedâkâr kardeşlerimi benden soğutmak ve şiddetli alâkalarını gevşetmek plânı var. Zâten çoktan beri-beni ihânetlerle ve iftiralarla ve tecridlerle-bu kudsî ve uhrevî ve îmânî alâkayı bozmaya çalıştılar; muvaffak olamadılar. Şimdi Nurcuları ürkütmek, zaif bir damar bulup nazarlarını başka tarafa çevirmeye bâzı bahaneleri buluyorlar. Inşaallah, demir gibi metîn Nurcuların kahramanâne sebatları ve tahammülleri ve mücâhid-i ekber olan Nurun hakîkatleri; onun elinde birer elmas kılınç