Tarihçe-i Hayat Yedinci Kısım: Afyon Hayatı


Azîz, sıddîk kardeşlerinı,
Evvela : Haccı men eden, Zemzemi döktüren, hakkımızda eşedd-i zulme müsaadekâr davranan ve Zülfikar ve Sirâcinnur’un müsâderesine ehemmiyet vermeyen ve bizi garazkârâne, kanunsuz tâzib eden memurları terfì ettirip, hânemizden çıkan mazlumâne lisân-ı hal ile yüksek ağlamamızı ve sesimizi işitmeyen bir müstebid kabinenin zamanında en rahat yer hapistir. Yalnız, mümkün olsa, başka hapse naklolsak tam selâmet olur.
Sâniyen: Onlar, nasıl zorla en mahrem risâleleri en nâmahreme okuttular; öyle de, zorla ısrar edip, bizi cemiyet yapmaya mecbur ediyorlar. Halbuki, cemiyet ve komiteciliğe hiç ihtiyacımızı hissetmiyorduk. Çünkü, ittihâd-ı ehl-i îman cemaatindeki uhuvvet-i Islâmiye, Nurcularda pek hâlisâne, fedâkârâne inkişaf ettiği gibi ve eski ecdatlarımızın kemâl-i aşkla ruhlarını fedâ ettikleri bir hakîkate, Nur Şâkirtleri, o milyonlar kahraman ecdatlarından irsiyet aldıkları kuvvetli bir fedâilik ile, o hakîkate bağlanmaları, şimdiye kadar resmî veya siyasî, gizli ve âşikâr cemiyetler ve komiteciliğe ihtiyaç bırakmıyordu. Demek, şimdi bir ihtiyaç var ki, kader-i Ilâhî onları bize musallat ediyor. Onlar, mevhum bir cemiyet isnâdıyla zulmederler; kader ise, "Neden tam ihlâsla, tam bir tesânüdle, tam bir hizbullah olmadınız?" diye, bizi onların elleriyle tokatladı, adâlet etti.
Said Nursî

Bu defa taarruz pek geniş dairede, reis-i hükûmet ve hazır kabine, planlı ve dehşetli bir evham ile hücum etti. Benim aldığım bir habere göre ve çok emârelerle gizli münâfıkların yalan jurnalleri ve desîseleriyle, bizi hilâfet komitesiyle ve Nakşî tarîkatinin gizli cemiyetiyle tam alâkadar, belki pîşdar gösterip, hükûmeti büyük bir telâşa sevk ederek, Nurun büyük mecmualarının Istanbul’da cildlenip âlem-i Islâmda intişârını ve inâyet ve makbuliyetlerini bir delil gösterip, hükûmeti korkutup, kıskanç resmî hocaları ve vehham memurları aleyhimize insafsızca çevirdiler. Tahminlerince, herhalde çok vesîkalar, emâreler görülecek.
Hem, Eski Said damarıyla tahammül etmeyerek, "Ortalığı karıştıracak" diye kanaatleri varmış. Cenâb-ı Hakka hadsiz şükür olsun, o musîbeti binden bire indirdi. Bütün taharrîlerde, hiçbir cemiyet ve komitelerle bir alâkamızı bulamadılar. Yoktur ki, bulsunlar. Onun için savcı, iftiralara ve yanlış mânâlara, medâr-ı mes’uliyet olmayan cüz’î isnadlara mecbur olmuş. Mâdem hakîkat budur, Nurlar ve biz yüzde doksan dokuz derece musîbetten halâs olduk; öyle ise, değil şekvâ, belki binler şükür etmekle inâyet-i Ilâhiyenin bu cilvesinin tamamını sabır, şükür, istirhamla beklemeliyiz ve Nur dersleriyle, bu medresenin mütemâdiyen çıkan ve giren muhtaç ve müştaklarına tesellî vererek, yardım etmeliyiz.
Said Nursî