Hutbe-i Şamiye Arabi Hutbe-i Şamiyenin Mukaddimesidir

altında gâyet dağdağalı bir hayat yaşamak için gâyet pefışan bir maişet içinde kalbe, vicdâna en elîm ve en müdhiş hâlet olan mütemâdî zevâl ve firak belâsını çekmek içinde ehl-i gaflet için zulümat-ı ebedî kapısı sûretinde görülen kabre ve mezaristana bakıyorlar. Birer birer ve tâife tâife o zulümat kuyusuna atılıyorlar.
İşte bu insan âlemini bu zulümat içinde gördüğüm anda, kalb ve ruh ve aklımla bütün letâif-i insâniyem, belki bütün zerrat-ı vücûdum feryâd ile ağlamaya hazır iken; birden Kur’ân’dan gelen nur ve kuvvet-i îmân o dalâlet gözlüğünü kırdı, kafama bir göz verdi. Gördüm ki:
Cenâb-ı Hakkın Âdil ismi, Hakîm burcunda; Rahmân ismi, Kerîm burcunda; Rahîm ismi, Gafur burcunda-yâni mânâsında; Bâis ismi, Vâris burcunda; Muhyî ismi, Muhsin burcunda; Rab ismi, Mâlik burcunda birer güneş gibi tulu ettiler. O karanlıklı insan âlemi içinde çok âlemler bulunan umumunu ışıklandırdılar, şenlendirdiler Cehennemî hâletleri dağıtıp nurânî âhiret âleminden pencereler açıp o perişan insan dünyâsına nurlar serptiler. Zerrât-ı kâinat adedince "Elhamdülillâh, E’ş-şükrü Lillâh" dedim. Ve aynelyakîn