Sözler Onuncu Söz

İşte şu sûrelerde, Kıyâmet ve haşirdeki inkılâbât-ı azîmeyi ve tasarrufât-ı Rubûbiyeti öyle bir tarzda zikreder ki, insan onların nazîrelerini dünyada, meselâ güzde, baharda gördüğü için, kalbe dehşet verip akla sığmayan o inkılâbâtı kolayca kabul eder. Şu üç sûrenin meâl-i icmâlîsine işaret dahi pek uzun olur. Onun için birtek kelimeyi numune olarak göstereceğiz.
Meselâ, * kelimesiyle ifade eder ki, haşirde herkesin bütün a’mâli bir sayfa içinde yazılı olarak neşrediliyor. Şu mesele kendi kendine çok acîb olduğundan akıl ona yol bulamaz. Fakat, sûrenin işaret ettiği gibi, haşr-i baharîde başka noktaların nazîresi olduğu gibi, şu neşr-i suhuf nazîresi pek zâhirdir. Çünkü her meyvedar ağaç ve çiçekli bir otun da amelleri var, fiilleri var, vazifeleri var. Esmâ-i İlâhiyeyi ne şekilde göstererek tesbihât etmiş ise ubûdiyetleri var. İşte onun bütün bu amelleri, tarih-i hayatlarıyla beraber umum çekirdeklerinde, tohumcuklarında yazılıp başka bir baharda, başka bir zeminde çıkar. Gösterdiği şekil ve sûret lisâniyle gayet fasîh bir sûrette analarının ve asıllarının a’mâlini zikrettiği gibi dal, budak, yaprak, çiçek ve meyveleriyle sahife-i a’mâlini neşreder. İşte gözümüzün önünde bu hakîmâne, hafîzâne, müdebbirâne, mürebbiyâne, latîfâne şu işi yapan Odur ki, der:
Başka noktaları buna kıyas eyle. Kuvvetin varsa istinbât et. Sana yardım için bunu da söyleyeceğiz. İşte
Şu kelâm, "tekvir" lâfzıyla, yani sarmak ve toplamak mânâsıyla parlak bir temsile işaret ettiği gibi, nazîrini dahi îmâ eder.
• Birinci: Evet, Cenâb-ı Hak tarafından adem ve esîr ve semâ perdelerini açıp, Güneş gibi dünyayı ışıklandıran pırlanta-misâl bir lâmbayı, hazîne-i rahmetinden çıkarıp dünyaya gösterdi. Dünya kapandıktan sonra o pırlantayı perdelerine sarıp kaldıracak.
• İkinci: Veya ziyâ metâını neşretmek ve zeminin kafasına ziyâyı zulmetle münâvebeten sarmakla muvazzaf bir memur olduğunu; ve her akşam o memura metâını dahi toplattırıp, gizlendiği gibi; kâh olur bir bulut perdesiyle alışverişini az yapar, kâh olur ay onun yüzüne karşı perde olur, muâmelesini bir derece çeker. Metâını ve muâmelât defterlerini topladığı gibi, elbette o memur, bir vakit o memuriyetten infisâl edecektir. Hattâ hiçbir sebeb-i azl bulunmazsa, şimdilik küçük, fakat büyümeye yüz tutmuş yüzündeki iki leke büyümekle, güneş, yerin başına izn-i İlâhî ile sardığı ziyâyı emr-i Rabbânî ile geriye alıp; güneşin başına sarıp, "Haydi yerde işin kalmadı," der. "Cehenneme git, sana ibâdet edip, senin gibi bir memur-u musahharı sadâkatsizlikle tahkir edenleri yak" der, fermanını lekeli siyah yüzüyle, yüzünde okur.

* Amel defterleri açıldığında. (Tekvir Sûresi: 10.)