Tarihçe-i Hayat Altıncı Kısım: Emirdağ Hayatı

olmadığım o makamları, belki hakîki hayât-ı ebediyenin makamlarını dahi fedâ etmeye, Risâle-i Nur’dan aldığım ders-i şefkat cihetiyle terk ederim. Evet, her vakit, husûsan bu zamanda ve bilhassa dalâletten gelen gaflet-i umûmiyede ve siyaset ve felsefenin galebesinde ve enâniyet ve hodfüruşluğun heyecanlı asrında, büyük makamlar herşeyi kendine tâbî ve basamak yapar. Hattâ, dünyevî makamlar için dahi mukaddesâtını âlet eder. Mânevî makamlar olsa, daha ziyâde âlet eder. Umûmun nazarında kendini muhâfaza etmek ve o makamlara kendini yakıştırmak için bâzı kudsî hizmetlerini ve hakîkatleri basamak ve vesîle yapıyor diye itham altında kalıp, neşrettiği hakîkatler dahi tereddütler ile revâcı zedelenir. Şahsa; makama fâidesi bir ise, revaçsızlıkla umûma zararı bindir.
Elhâsıl: Hakîkat-i ihlâs, benim için şân ü şerefe ve maddî ve mânevî rütbelere vesîle olabilen şeylerden beni menediyor. Hizmet-i Nuriyeye, gerçi büyük zarar olur; fakat, kemiyet keyfiyete nisbeten ehemmiyetsiz olduğundan, hâlis bir hâdim olarak, hakîkat-i ihlâs ile, herşeyin fevkınde hakaik-ı îmâniyeyi on adama ders vermek, büyük bir kutbiyetle binler adamı irşad etmekten daha ehemmiyetli görüyorum. Çünkü, o on adam, tam o hakîkati herşeyin fevkınde gördüklerinden, sebat edip, o çekirdekler hükmünde olan kalbleri, birer ağaç olabilirler. Fakat, o binler adam, dünyadan ve felsefeden gelen şüpheler ve vesveseler ile, o kutbun derslerini,
"Husûsi makamından ve husûsi hissiyâtından geliyor" nazarıyla bakıp, mağlûp olarak dağıtılabilirler diye, hizmetkârlığı makamâtlara tercih ediyorum. Hattâ bu defa, bana, beş vecihle kanunsuz, bayramda, düşmanlarımın plânıyla bana ihânet eden o malûm adama şimdilik bir belâ gelmesin diye telâş ettim. Çünkü, mesele şâşaalandığı için, doğrudan doğruya avâm-ı nâs bana makam verip hârika bir keramet sayabilirler diye, dedim: "Yâ Rabbi, bunu ıslah et veya cezasını ver. Fakat böyle kerametvârî bir sûrette olmasın."
Bu münâsebetle birşeyi beyân edeceğim. Şöyle ki:
Bu defa mahkemeden bana teslim olunan talebelerin mektupları içinde, çok imzalar üstünde bulunan bir mektup gördüm; belki Lâhikaya girmiş. Risâle-i Nur’un şâkirtlerinin maîşet cihetindeki bereketine ve bâzıların tokatlarına dâirdir. Burada, aynen Kastamonu’daki tokat yiyenler gibi, şüphe kalmamış, beş adam aynen burada da tokat yediler.
Said Nursî