Tarihçe-i Hayat Altıncı Kısım: Emirdağ Hayatı

mağlûp ettiklerini ve edeceklerini bildirmek, göstermek istiyoruz ve onu rahmet-i Ilâhiyeden bekliyoruz.
Şahsıma âit ehemmiyetsiz ve cüz’î bir maddeyi hâşiye olarak beyan ediyorum:
Mâdem Recep Bey ve Kara Kâzım, seninle dost ve zannımca Eski Said’le de münâsebetleri var; onlardan iyilik istemek değil, belki bana karşı, selefleri gibi mânâsız, lüzûmsuz tazyik ve zulme meydan vermesinler. Hakîkaten buranın maddî ve mânevî havasıyla imtizaç edemiyorum. Sıkıntılarım pek fazla. Ikametgâhımı, hem dışarıdan, hem içeriden kilitliyorum. Her cihetle yalnızım; ve bir cihette de komşusuz, sıkıntılı bir odada, hasta bir halde hayatımı geçiriyorum. Bâzan bir günü, Denizli’de bir ay hapisten fazla beni sıkmış. Bu yirmi sene dehşetli zulüm ile hürriyetime ve serbestiyetime ilişmek artık yeter. Zâten iki sene mahkemelerin tetkikatıyla ve aleyhimdeki münâfıkların plânları akîm kalmasıyla katiyen tebeyyün etmiş ki; şahsımda ve Nurlarda bu vatan ve millete zarar tevehhüm etmekle daha kimseyi kandıramazlar. Ben de herkes gibi hürriyetime sahip olsam, belki tebdil-i hava için mutedil havası bulunan bu kazanın bâzı köylerine gitmeme müsaadekâr bir iş’âr olsa, münâsip olur.
Size ve oradaki Nur dostlarıma çok selâm ve duâ ediyoruz.

Said Nursî



Azîz, sıddîk kardeşlerim,
Maddî ve mânevî bir suâl münâsebetiyle hatıra gelen bir cevaptır.
Deniliyor ki: "Neden Nur şâkirtlerinin kuvvetli hüsn-ü zanlan ve katî kanaatleri, senin şahsın hakkında Nurlara daha ziyâde şevklerine medâr olan bir makamı ve kemâlâtı şahsına kabul etmiyorsun? Yalnız Risâle-i Nur’a verip, kendini çok kusurlu bir hâdim gösteriyorsun?"
Elcevap: Hadsiz hamd ve şükür olsun ki; Risâle-i Nur’un öyle kuvvetli ve sarsılmaz istinad noktaları ve öyle parlak ve keskin hüccetleri var ki, benim şahsımda zannedilen meziyete, istidada ihtiyacı yoktur. Başka eserler gibi, müellifin kabiliyetine bakıp, makbuliyeti ve kuvveti ondan almıyor; işte meydanda. Yirmi senedir katî hüccetlerine dayanıp, şahsımın maddî ve mânevî düşmanlarını teslime