altında küfr-ü mutlakı yerleştirenlerdir ki; hükûmeti iğfal ve adliyeyi iki defadır şaşırtıp, der: "Risale-i Nur ve şakirtleri, dîni siyasete alet eder; emniyete zarar ihtimali var."
Hey bedbahtlar! Risale-i Nur’un, gerçi siyasetle alakası yoktur; fakat, küfr-ü mutlakı kırdığı için, küfr-ü mutlakın altı olan anarşîliği ve üstü olan istibdad-ı mutlakı esasıyla bozar, reddeder. Emniyeti, asayişi, hürnyeti, adaleti temin ettiğine yüzer hüccetlerden biri, bu müdafaanamesi hükmündeki Meyve Risalesi’dir. Bunu, alî bir heyet-i ilmiye ve içtimaiye tetkik etsinler. Eğer beni tasdik etmezlerse, ben her cezaya ve işkenceli îdama razıyım.
Mevkuf
Said Nursî
Reis Beyefendi,
Kararnamede üç madde esas tutulmuş.
· Birisi:
Cemiyettir. Ben buradaki bütün Risale-i Nur şakirtlerini ve benimle görüşenleri veya okuyan ve yazanlarını aynıyla işhad ediyorum, onlardan sorunuz ki, ben hiçbirisine dememişim: "Bir cemiyet-i siyasiye veya cemiyet-i Nakşiye teşkil edeceğiz." Daima dediğim budur: "Biz, îmanımızı kurtarmaya çalışacağız. Umum ehl-i îman dahil olduklan ve üç yüz milyondan ziyade efradı bulunan bir mukaddes cemaat-i Islamiyeden başka, mabeynimizde medar-ı bahs olmadığını ve Kur’an’da `hizbullah’ namı verilen ve umum ehl-i îmanın uhuvveti cihetiyle kendimizi, Kur’an’a hizmetimiz için hizbü’i-Kur’an, hizbullah dairesinde bulmuşuz. Eğer kararnamede bu mana murad ise, bütün ıûhumuzla, kemal-i iftiharla îtiraf ederiz. Eğer başka manalar murad ise, onlardan haberimiz yoktur.
· Ikinci Madde:
Kararnamenin îtirafıyla, Kastamonu zabıtasının rapor ve tasdikiyle, hiç neşrolunmayacak tarzda odun ve kömür yığınları altında ve mıhlı sandıklarda bulunan ve Eskişehir Mahkemesinin tetkikinden ve tenkidinden geçen ve bir hafıf cezayı çektiren ve katiyen mahrem tutulan Tesettür Risalesi ve Hücumat-ı Sitte ve Zeyli risalési gibi kitaplardan bazı cümlelerine yanlış mana vererek, dokuz sene evvelki zamana bizi götürüp, cezasını çektiğimiz suç ile mes’ul etmek istiyor.
· Üçüncü Madde:
Kararnamede, kaç yerinde "Devletin emniyetini ihlal edebilir veya yapabilir" gibi tabirlerle, imkanat, vukuat yerinde istimal edilmiş. Herkes, mümkündür ki bir katl yapsın, bu imkan ile mes’ul olabilir mi?
Mevkuf
Said Nursî