Tarihçe-i Hayat Beşinci Kısım: Denizli Hayatı

Hem, ehl-i vukuf, "Said Nursî’nin yüzde doksan risalesi, hem samîmi, hem hasbî, hem ilim ve hakîkat ve din esaslarından hiçbir cihetle ayrılmamışlar; bunlarda, dîni alet etmek veya cemiyet teşkil etmeye, emniyeti ihlal hareketinin bulunmadığı sarîhtir. Şakirtlerin birbiriyle ve Said Nursî ile muhabere mektupları da bu nevîdendirler. Beş-on mahrem ve şekvalı ve gayr-i ilmî olan risalelerden başka bütün risaleleri, herbiri bir ayetin tefsiri ve bir hadîs-i şerifin hakîkati namına yazılımşlardır. Din, îman, Allah, peygamber, ahiret akîdelerini ve ibarelerini açıkça anlatmak için temsiller ile yazılmış ve ilmî görüşleri ve ihtiyarlara ve gençlere ahlakî öğütler ve hayat tecrübesinden alınmış ibretli vak’alar ve faideli menkıbeleri ihtiva eden mevcudun yüzde doksanını teşkil eden risalelerdir. Hükûmete ve idareye ve asayişe ilişecek ciheti yoktur" diye müttefikan karar vermişler.
Işte, makam-ı iddia, bu yüksek ehl-i vukùfun raporuna bakmayarak, eski ve müşevveş ve nakıs rapora binaen, acîb tarzlarda bizi ittiham etmesinden hakîkaten fevka’i-had müteessir bulunmaktayız. Bu insaflı mahkemenin müsellem insaflarına elbette yakıştırmayız. Hatta-temsilde hata olmasın-bir bektaşiye, "Ne için namaz kılmıyorsun?" demişler. O da, "Kur’an’da -1- var" demiş. Ona demişler: "Bunun arkasını, yani -2-’yı da oku" denildiğinde, "Ben hafız değilim" demiş olması kabîlinden, Risale-i Nur’un bir cümlesini tutup, o cümleyi tadil ve neticeyi beyan eden ahirini almayarak aleyhimizde verilmektedir. Takdim edeceğim müdafaanamemde, o iddianameye karşı mukayese edildiğinde bunun otuz-kırk misali görülecektir. Bu nümûnelerden latîf bir vakıayı beyan ediyorum:
Eskişehir Mahkemesinde makam-ı iddianın nasılsa bir sehiv neticesi, Risale-i Nur’un îman derslerine "Halkları ifsad ediyor" gibi bir tabir ve sonradan o tabirden vazgeçtiği halde, Risale-i Nur şakirtlerinden Abdürrezzak namında bir zat mahkemeden bir sene sonra demiş:
"Hey bedbaht! Otuz üç ayat-ı Kur’aniye işaratının takdirine mazhar ve Imam-ı Ali’nin (r.a.) üç kerametinin ihbar-ı gaybîsiyle ve Gavs-ı Azamın (k.s.) kuvvetli bir tarzda ihbarıyla kıymet-i dîniyesi tahakkuk eden ve bu yirmi sene zarfında idareye hiçbir zararı dokunmayan ve hiç kimseye hiçbir zarar vermemesi ile beraber binler vatan evladını tenvir ve irşad eden ve îmanlarını kuvvetlendiren ve ahlaklarını düzelten Risale-i Nur’un irşadlarına `ifsad’ diyorsun. Allah’tan korkmuyorsun; dilin kurusun" demiş.
Şimdi, bu şakirdin haklı olarak bu sözünü makam-ı iddia gördüğü halde, "Said, etrafına fesad saçmış" tabirini insafınıza, vicdanınıza havale ediyorum.
Makam-ı iddia, Risale-i Nur’un içtimaî derslerine ilişmek fikriyle, "Dînin tahtı ve makamı vicdandır; hükme, kanuna bağlanmaz. Eskiden, bağlanmasıyla içtimaî keşmekeşler olmuştur" dedi.
Ben de derim ki:
"Din yalnız îman değil, belki amel-i salih dahi dînin ikinci cüz’üdür. Acaba katl, zina, sirkat, kumar, şarap gibi hayat-ı içtimaiyeyi zehirlendiren pekçok büyük günahları işleyenleri onlardan menetmek için, yalnız hapis korkusu ve hükûmetin bir hafiyesinin görmesi tevehhümü kafi gelir mi? O halde her hanede, belki herkesin yanında daima bir polis, bir hafiye bulunmak lazım gelir ki, serkeş nefısler kendilerini o pisliklerden çeksinler. Işte, Risale-i Nur, amel-i salih noktasında, îman

1 Namaza yaklaşma. (Nisa Sûresi: 43.)

2 İçkiliyken. (Nisa Sûresi: 43.)