Tarihçe-i Hayat Beşinci Kısım: Denizli Hayatı

MÜHIM BIR SUALE HAKIKATLI CEVAPTIR

Büyük memurlardan birkaç zat benden sordular ki: "Mustafa Kemal sana üç yüz lira maaş verip Kürdistan’a ve Vilayat-ı Şarkiyeye, Şeyh Sinûsî yerine vaiz-i umûmi yapmak teklifıni neden kabul etmedin? Eğer kabul etseydin, ihtilal yüzünden kesilen yüz bin adamın hayatlarını kurtarmaya sebep olurdun?" dediler.
Ben de onlara cevaben dedim ki:
Yirmişer-otuzar senelik hayat-ı dünyeviyeyi o adamlar için kurtarmadığıma bedel, yüz binler vatandaşa, herbirisine milyonlar sene uhrevî hayatı kazandırmaya vesîle olan Risale-i Nur, o zayiatın yerine binler derece iş görmüş. Eğer o teklifi ben kabul etseydim, hiçbir şeye alet olamayan ve tabî olmayan ve sırr-ı ihlası taşıyan Risale-i Nur meydana gelmezdi. Hatta ben, hapiste muhterem kardeşlerime demiştim: "Eğer Ankara’ya gönderilen Risale-i Nur’un şiddetli tokatları için beni îdama mahkûm eden zatlar, Risale-i Nur ile îmanlarını kurtarıp îdam-ı ebedîden necat bulsalar, siz şahit olunuz, ben onları da rûh u canımla helal ederim."
Beraetimizden sonra Denizli’de beni tarassudla taciz edenlere ve büyük amirlerine ve polis müdürüyle müfettişlere dedim: Risale-i Nur’un kabil-i inkar olmayan bir kerametidir ki, yirmi sene mazlûmiyet hayatımda, yüzer risale ve mektuplarımda ve binler şakirtlerde hiçbir cereyan, hiçbir cemiyet ile ve dahilî ve haricî hiçbir komite ile hiçbir vesîka, hiçbir alaka dokuz ay tetkîkatta bulunmamasıdır. Hiçbir fıkrin ve tedbirin haddi midir ki, bu harika vaziyeti versin? Birtek adamın birkaç senedeki mahrem esrarı meydana çıksa, elbette onu mes’ul ve mahcup edecek yirmi madde bulunacak. Madem hakîkat budur; ya diyeceksiniz ki, "Pek harika ve mağlûp olmaz bir deha bu işi çeviriyor." veya diyeceksiniz, "Gayet inayetkarane bir hıfz-ı Ilahîdir." Elbette böyle bir deha ile mübareze etmek hatadır, millete ve vatana büyizk bir zarardır ve böyle bir hıfz-ı Ilahî ve inayet-i Rabbaniyeye karşı gelmek Firavunane bir temerrüddür.
Eğer deseniz: "Seni serbest bıraksak ve tarassud ve nezaret etmesek, derslerinle ve gizli esrarınla hayat-ı içtimaiyemizi bulandırabilirsin."
Ben de derim: Benim derslerim, bilaistisna bütünü hükûmetin ve adliyenin eline geçmiş; birgün cezayı mûcib bir madde bulunmamış. Kırk-elli bin nüsha risale, o derslerden milletin ellerinde dikkat ve merakla gezdiği halde, menfaatten başka hiçbir zararı hiçbir kimseye olmadığı, hem eski mahkemenin, hem yeni mahkemenin mûcib-i mes’uliyet bir madde bulamamaları cihetiyle, yenisi ittifakla beraetimize ve eskisi dünyaca bir büyüğün hatırı için yüz otuz risaleden beş-on kelime bahane edip, yalnız kanaat-i vicdaniye ile yüz yirmi mevkuf kardeşlerimden yalnız on beş adama altışar ay ceza verebilmesi katî bir hüccettir ki, bana ve