Tarihçe-i Hayat Beşinci Kısım: Denizli Hayatı

Risale-i Nur’a ilişmeniz, manasız bir tevehhümle çirkin bir zulümdür. Hem, daha yeni dersim yok ve bir sırrım gizli kalmadı ki, nezaretle tadiline çalışsanız."
Ben şimdi hürriyetime çok muhtacım. Yirmi seneden beri lüzûmsuz ve haksız ve faidesiz tarassudlar artık yeter. Benim sabrım tükendi. Ihtiyarlık vaziyetinden, şimdiye kadar yapmadığım bedduayı yapmak ihtimali var. "Mazlumun ahı ta Arşa kadar gider" diye bir kuvvetli hakîkattir.
Sonra, o zalim, dünyaca büyük makamlarda bulunan bedbahtlar dediler:
"Sen, yirmi senedir birtek defa takkemizi başına koymadın, eski ve yeni mahkemelerin huzurunda başını açmadın, eski kıyafetin ile bulundun. Halbuki on yedi milyon bu kıyafete girdi."
Ben de dedim:
On yedi milyon değil, belki yedi milyon da değil, belki rızasıyla ve kalben kabulüyle ancak yedi bin Avrupaperst sarhoşların kıyafetlerine, ruhsat-ı şer’iye ve cebr-i kanûnî cihetiyle girmektense, azîmet-i şer’iye ve takva cihetiyle yedi milyar zatların kıyafetlerine girmeyi tercih ederim. Benim gibi yirmi beş seneden beri hayat-ı içtimaiyeyi terk eden adama, "Inat ediyor, bize muhaliftir" denilmez. Haydi inat dahi olsa, madem Mustafa Kemal o inadı kıramadı ve iki mahkeme kınnadı ve üç vilayetin hükûmetleri onu bozmadı; siz neci oluyorsunuz ki, beyhûde, hem milletin, hem hükûmetin zararına, o inadın kırılmasına çabalıyorsunuz? Haydi siyasî muhalif de olsa, madem tasdikiniz ile yirmi senedir dünya ile alakasını kesen ve manen yirmi seneden beri ölmüş bir adam, yeniden dirilip, faidesiz kendine çok zararlı olarak hayat-ı siyasiyeye girerek sizin ile uğraşmaz; bu halde onun muhalefetinden tevehhüm etmek, dîvaneliktir. Dîvanelerle ciddî konuşmak dahi bir dîvanelik olmasından, sizin gibilerle konuşmayı terk ediyorum. "Ne yaparsanız minnet çekmem" dediğim, onları hem kızdırdı, hem susturdu. Son sözüm:

• • •

Allah bize yeter. O ne güzel vekildir. (Al-i İmran Sûresi:173.) · Allah bana yeter. Ondan başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur. Ben Ona tevekkül ettim. Yüce Arşın Rabbi de Odur." (Tevbe Suresi:129.)