esası, ihlas-ı tam ve terk-i enaniyet ve zahmetlerde rahmeti ve elemlerde bakî lezzetleri hissedip aramak ve fanî aync lezzet-i sefihanede elîm elemleri göstermek ve îmanın bu dünyada dahi hadsiz lezzetlere medar olmasınc ve hifbir felsefenin eli yetişmediği noktaları ve hakîkatleri ders vermek olduğundan, onların planlarını, inşaallah tam akîm bırakacak ve "Meslek-i Risale-i Nur ise, tarîkatlere kıyas edilmez" diye, onları susturacak.
Said Nursî
Azîz kardeşlerim,
"Bu eski ve yeni iki medrese-i Yûsufiyedeki şiddetli imtihanda sarsılmayan ve dersinden vazgeçmeyen ve yakıcı çorbadan ağızları yandığı halde talebeliğini bırakmayan ve bu kadar tehacüme karşı kuvve-i maneviyesi kırılmayan zatları ehl-i hakîkat ve nesl-i atî alkışlayacakları gibi, melaike ve rûhanîler dahi alkışlıyorlar" diye kanaatim var. Fakat, içinizde hastalıklı ve nazik ve fakirler bulunmasıyla, maddî sıkıntı ziyadedir. Ve buna karşı da, "Herbiriniz herbirisine birer tesellîci ve ahlakta ve sabırda birer nümûne-i imtisal ve tesanüd ve taltifte birerşefkatli kardeş ve ders müzakeresinde birer zekî muhatap ve mucîb ve güzel seciyelerin in’ikasında birer ayine olmanız, o maddî sıkıntıları hiçe indirir" diye düşünüp, rûhumdan ziyade sevdiğim sizler hakkında tesellî buluyorum.
Yüz yirmi yaşında bulunan Mevlana Halid’in cübbesini size birgün göndereceğim. O zat, onu bana giydirdiği gibi, ben de onun namına sizin herbirinize teberrüken giydirmek için, hangi vakit isterseniz göndereceğim.
Said Nursî
Azîz, sıddîk kardeşlerim,
Kader-i Ilahî adaleti bizleri Denizli medrese-i Yûsufiyesine sevk etmesinin bir hikmeti, her yerden ziyade Risale-i Nur’a ve şakirtlerine, hem mahpusları, hem ahalisi, belki hem memurlan ve adliyesi muhtaç olmalarıdır. Buna binaen, biz, bir vazife-i îmaniye ve uhreviye ile bu sıkıntılı imtihana girdik.
Evet, yirmi-otuzdan ancak bir-ikisi tadil-i erkan ile namazını kılan mahpuslar içinde, birden Risale-i Nur şakirtlerinden kırk-ellisi umûmen bilaistisna mükemmel