Tarihçe-i Hayat Birinci Kısım: İlk Hayatı

Benden sual ettiler ki:
"Hamiyet-i dîniye mi, yoksa hamiyet-i milliye mi daha kuvvetli, daha lazım?"
Dedim:
"Biz Müslümanlar indimizde ve yanımızda, din ve milliyet bizzat müttehiddir; îtibarî, zahirî, arızî bir ayrılık var. Belki, din milliyetin hayatı ve rûhudur. İkisine birbirinden ayrı ve farklı bakıldığı zaman, hamiyet-i dîniye avam ve havassa şamil oluyor; hamiyet-i milliye yüzden birisine-yani, menfaat-i şahsiyesini millete feda edene-münhasır kalır. Öyle ise, hukùk-u umûmiye içinde hamiyet-i dîniye esas olmalı; hamiyet-i milliye ona hadim ve kuvvet ve kal’ası olmalı. Husûsan biz Şarklılar, Garplılar gibi değiliz. İçimizde, kalblere hakim hiss-i dînîdir. Kader-i Ezelî ekser enbiyayı Şarkta göndermesi işaret ediyor ki, yalnız hiss-i dînî Şarkı uyandırır, terakkîye sevk eder. Asr-ı Saadet ve Tabiîn bunun bir bürhan-ı katîsidir."
Ey bu hamiyet-i dîniye ve milliyeden hangisine daha ziyade ehemmiyet vermek lazım geldiğini soran bu şimendifer denilen medrese-i seyyarede ders arkadaşlarım ve şimdi zamanın şimendiferinde istikbal tarafına bizimle beraber giden bütün mektepliler! Size de derim ki:
"Hamiyet-i dîniye ve İslamiyet milliyeti, Türk ve Arap içinde tamamıyla mezc olmuş ve kabil-i tefrik olamaz bir hale gelmiş. Hamiyet-i İslamiye, en kuvvetli ve metîn ve Arştan gelmiş bir zincir-i nûranîdir, kırılmaz ve kopmaz bir urvetü’i-vüskadır, tahrip edilmez, mağlûp olmaz bir kudsî kal’adır" dediğim vakit, o iki münevver mektep muallimleri bana dediler: "Delilin nedir? Bu büyük davaya büyük bir hüccet ve gayet kuvvetli bir delil lazım. Delil nedir?"
Birden şimendiferimiz tünelden çıktı. Biz de başımızı çıkardık, pencereden baktık. Altı yaşına girmemiş bir çocuğu, şimendiferin tam geçeceği yolun yanında durmuş gördük. O iki muallim arkadaşlarıma dedim:
"İşte bu çocuk, lisan-ı haliyle sualimize tam cevap veriyor. Benim bedelime, o masum çocuk bu seyyar medresemizde üstadımız olsun. İşte lisan-ı hali bu gelecek hakîkati der.
"Bakınız; bu dabbetülarz, dehşetli hücum ve gürültüsü ve bağırmasıyla ve tünel deliğinden çıkıp hücum ettiği dakikada, geçeceği yola bir metre yakınlıkta o çocuk duruyor. O dabbetü’i-arz, tehdidiyle ve hücumunun tahakkümü ile bağırarak tehdit ediyor. ’Bana rast gelenlerin vay haline’ dediği halde, o masum, yolunda duruyor. Mükemmel bir hürriyet ve harika bir cesaret ve kahramanlıkla, beş para onun tehdidine ehemmiyet vermiyor. Bu dabbetü’i-arzın hücumunu istihfaf ediyor ve kahramancıklığıyla diyor: ’Ey şimendifer! Sen